STK'lar ne işe yarar?

e-Posta Yazdır PDF
Ergenekon olayında, Kürt sorununda görüş belirtmekten aciz bir sivil toplum kuruluşu gerçekten ne kadar sivil toplumcudur tartışmak gerekmektedir

Türkiye’de sivil toplum kuruluşları gerçekten ne işe yararlar? Son bir yıldır önemli bir süreçten geçen Türkiye’de gelişmelere baktığımızda STK’ların durumu oldukça düşündürücü. Sadece insan hakları alanında faaliyet yürüten STK’ların sayısı 1000 lerle ifade ediliyor. Ergenekon ve Kürt sorunu gibi çok önemli konularda STK’ların pratiği insanı düşündürüyor. ‘Sivil toplum! Sivil toplum!’ diyenleri, Türkiye’nin sivilleşmesine yönelik çabalarda ortada göremiyoruz. Ergenekon olayında, Kürt sorununda görüş belirtmekten aciz bir sivil toplum kuruluşu gerçekten ne kadar sivil toplumcudur tartışmak gerekmektedir. Bu ülkede STK’larla da yüzleşmenin zamanı geldi geçiyor. Bu konuda ciddi kaygılar taşımaktayım. Militarize olmuş bir toplumda sivilleşmeye çalışan bir ülkenin öncelikle bu süreci tamamlayacak araçlarını hazırlaması gerekir. STK ların durumuna baktığımızda, sorunlu bir alanla karşılaşıyoruz. Tüzük ve program düzeyinde STK olmak, ‘Sivil toplum kuruluşu’ olmayla özdeş değildir. Bunu yüksek sesle birilerinin hatırlatması gerekiyor. Yine bir toplumun, STK sayılarının çoğalmasıyla sivilleşemeyeceğini ayrıca hatırlatmak gerekiyor. Belli ki bu alanda konuşulacak çok şey var. Derneğinizin, vakfınızın adı ‘Sivil Toplum’la başlayabilir. Ama bu, sivil olduğunuz anlamına gelmeyebilir. Türkiyede’ki STK anlayışında bu ezberin bozulması gerekiyor. Bugün, Ergenekon davasında, Kürt sorununda, askerle benzer düşünen, operasyonlara ses çıkarmayan, Türkiye’nin önemli sorunlarına duyarsız kalan bir STK’nın sivil örgüt olması, evrensel STK ölçülerine denk düşmemektedir. Bir STK yı sivil toplumcu yapan şeylerin başında kurum olarak hükümetten, devletten bağımsız, özerk bir duruşa sahip olması gelir. Bu duruşu göstermeyen bir STK’nın sivilliği tartışılır. Türkiye’deki STK’ların, bir bu yönüyle, bir de uluslararası kuruluşlarla ilişkisizlikleri yönünden ele alındıklarında, gerçek STK olma özelliği tartışılır olmaktadır. Bu iki hususu biraz daha açalım.

DEVLETÇİ VE ULUSALCI BİR STK SİVİL OLAMAZ

Türkiye’deki STK’ ların en temel açmazlarından biri, devletten bağımsız olamaması ise, diğeri de uluslararası bir kurum haline gelememeleridir. Bunun nedeni de birincisinden kaynaklanıyor. Zihniyet olarak devletten kopamayan, özerk bir duruş sergileyemeyen bir kurum, ister istemez dış dünyaya kapalı olacaktır. Devletin mentalitesi ve paranoyaları düşünüldüğünde, bu gerçek daha iyi anlaşılacaktır. Ulus devletlerin tartışılır hale geldiği bir dünyada, Türkiye’de bazı STK ların ulusalcılıkta ısrar etmeleri, bunu da devrimci, milliyetçi bir geleneğe bağlamaları anlaşılır olsa bile, STK dünyasında bunun kabul görmesi düşünülemez. Son derece devletci ve milliyetci bir STK gerçegi var günümüz Türkiyesinde. Bunu en çarpıcı biçimde uluslararası fon kuruluşlarına yaklaşımlarında görebiliyoruz. Gerçek anlamda sivil toplumcu bir STK nın uluslararası ilişkiler kurması gerekirken (bu ilişki fonlamayıda kapsamalı) bu ilişki Türkiye de ulusalcı STK’lar tarafından dışlanma nedeni olabilmektedir. AB fonundan yararlananlara ‘AB Uşakları’ gibi hakaretlere varan ifadeler kullanılmaktadır. Bu ulusalcı STK refleksi aslında küçük devletçiklere bölünmüş büyük devletin derin refleksinden başka bir şey degildir. Devletine toz kondurmayan bu ulusalcı çevreler trajik bir paradoks içindedirler. Çünkü bu ülkede en büyük fonları AB den alan Devlettir. Yine en büyük askeri yardımı ABD den alan Genelkurmaydır. Her ne hikmetse aynı STK’lar benzer bir refleksi devlete ve Genelkurmaya karşı göstermemektedir.
Ulusalcı reflekslerle hareket eden STK’lar kemalist, radikal sağcı, radikal solcu olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Solcu STK’lara baktığımızda soğuk savaş döneminde kurulmuş Örgütlerin ‘Demokratik Kitle Örgütü’nden,’Sivil Toplum Kuruluşu’na evrilmeye çalışan ama aşırı solcu dogmatikliği nedeniylede bunu bir türlü başaramadıklarını görüyoruz. Bu geleneklerden gelen STK’ların faaliyetleri sivil toplumun gelişmesi yönünde değilde, büyük örgütün siyasi mücadelesine güç veren bir konumlanışları sözkonusudur. Bir çok bakımdan özlerinde sivil topluma ve reformculuğa karşı olan bu tür örgütler gerçek anlamıyla STK olarak adlandırmak gerçekçi olmasa gerek.

AÇIK KİTLE STK MODELİNE İHTİYAÇ VAR

Kapalı Kitle STK modeli Türkiyenin sivilleşmesi yolunda engeldir. Sivil toplum adına yola çıkanlar hızlı biçimde bu tutucu STK modelinden ayrışmak zorundadır. Gücünü kapalı olmaktan, ideolojik davranmaktan alıyor oluşunu vurgulamam gerekir. Eğer buna güç denirse tabi.Çünkü devletin sivil alandaki temsilinden ve dilinden öte özgün bir duruşun sahibi olamamaktadır.Kapalı kitle modeline göre örgütlenen bu STK modeli büyümekten kaçınır. Daha kurulurken sınırlarını koymuş bir modelin gelişme, çoğalma şansı bulunmamaktadır.Dışa saldırganlığı kendini var etmeye yöneliktir.
Türkiye gibi devletçi, alabildiğine militarize olmuş bir toplumda sivilleşme faaliyeti yürütecek bir kurum öncelikle Açık Kitle STK modelini benimsemek zorundadır. Bu model örgüt yapısını özgürce bırakan, devlete karşı sivil toplumu geliştiren bir modeldir. Devletle arasına mesafe koyan bu modelin özgünlüğü özerk bir duruşunun olmasıdır. Ama bu mesafe devlet kurumlarıyla iş yapmayı yadsımamalıdır. Kendi özerk duruşunu koruyarak devlet kurumlarında proje yürütebilmelidir. Devletin dönüşümünde rol almak bu sürecin öznelerinden olmak bir STK için çok önemlidir. Bu ilişki onu devletin STK’sı yapmaz, tam aksine asli yükümlülüklerinden birini yerine getirmiş olur. Bir diğer şey ise Uluslararası kurumlarla işbirliği yapmaktır. Açık Kitle STK modelinin olmazsa olmazlarından olmalıdır. 21.yüzyılda kendini dış dünyaya kapamış bir sivil toplum düşünmek, tasarlamak akıl işi olmasa gerektir. Kendine güvenen, özgüvenden yana sorunu olmayan bir kurumun, dışa açılmaktan yana bir sorunu olmaması gerekir. Özgüvenden yoksun uluslararası kurumlar hakkında saplantı ve paranoyaları olan bir kurum dışa açılamaz. Açık Kitle modeli bir STK bu ülkenin reform sürecine katılmayı ve katkı yapmayı gözetmelidir. Türkiye’nin bu tür STK’lara ihtiyacı olduğu anlaşılıyor…

Aytekin Yılmaz: Yüzleşme Dernegi Koordinatörü
 

Mesaj eklemek için yetkiniz bulunmamaktadır...

Zihinsel engelli kızların kısırlaştırılmasını doğru buluyor musunuz?
 
engelli_36.jpg