‘Herkes delisini saklıyor!’

e-Posta Yazdır PDF

‘Bu kadarı fazla’ diyorsunuz, ‘Bir insan bütün bunları yaşadıktan sonra nasıl ayakta durur’ diyorsunuz. Oyuncu Yasemin Alkaya, çocukluk arkadaşı Elif Çağlayan’la yıllar sonra karşılaştığında, onun boğaz düğümleyici hikâyesini filmleştirmeye karar verdi. Dün vizyona giren ‘Yaşam Arsızı’nın ardındaki hayatı, kahraman Çağlayan anlattı Sizin ailede de yok mu bir zihinsel ya da spastik engelli yeğen, bir otistik kuzen? Yok mu sinir ilaçlarıyla arası epeyce iyi bir büyük teyze? Yok mu bir ‘kronik müntehir’ tanıdık, evde ‘saklanan’ şizofren komşu çocuğu? “Şu evlerde kimler yaşıyor aslında... Herkes delisini saklıyor!” deyip puslu İstanbul manzarasına karşı iç çeken Elif Çağlayan’a, intihar edip kör ve yatalak kalan anneanne, 15 yıldır kayıp dayı, sinir hastası hala, kocasıyla kavga edip her gece karakola giden ve nihayetinde karakoldaki komisere âşık olup kaçan teyze, alkolik gezgin amca ve daha bir sürü acayip hikâye anlatınca, “Sen özel olarak mı geldin? Beni anlarsın diye...” diye soruyor. “Herkes sizi anlıyor, çünkü herkes evde delisini saklıyor” deyince bu sefer rahat bir iç çekip “Öyle, değil mi? Yalnız değilim” diyor. 16 yaşındayken anne-babasını bir trafik kazasında kaybeden ve şizofren iki kız kardeşine bakma mücadelesi film olan Elif Çağlayan’la, onun deyimiyle ‘dertleştik’. Filmden sonra ne değişti hayatınızda? Hiçbir şey değişmedi. Zaten benim çevremdeki insanlar öyle pek fazla film izlemez, gazete okumaz. Ama mesela dizi teklifi falan diyor ya Yasemin (Alkaya), öyle bir şey olsa kabul etmem. Ben oyuncu değilim, şöhret falan da olmak istemiyorum. Sadece insanlar böyle şeylerden haberdar olsun, şizofreniyi tanısın istedim. Yasemin’in yanına da film çekelim diye gelmemiştim. Neden gelmiştiniz? Çocuklar istedi. İki çocuğum var. Bir gün gazetede Yasemin’in fotoğrafını gördüm. “Çocuklar bakın, bu benim arkadaşım” dedim. “Anne, arkadaşın ne güzel bir kadınmış, bizi tanıştırsana” dediler. Kalktım, geldim. Çocukların gönlü olsun diye. Tabii Yasemin hikâyeyi az çok biliyor. Çekinmediniz mi hiç Yasemin Hanım’dan? ‘Değişmiştir, beni tanımaz, yanlış anlar’ diye korkmadınız mı? Biz eski solcu çocuklarıyız. İkimiz de açlıktan, yokluktan kimsenin kapısını çalmayız. O beni, para ya da yardım istemek için gelmediğimi bilir diye düşündüm. Öyle de oldu. Yasemin Alkaya: Ben bir süre kaçtım aslında Elif’ten. Çok ağır bir durum sonuçta ama sonra bir şeyler yapmam lazım diye düşündüm. Biz en önemli yıllarda arkadaştık Elif’le. Çocuklukla genç kızlık arası. Asla unutulmaz o yıllar. Her akşam bizde toplanıp yemekler yenilirdi. Rakı, kanyak almaya da biz bakkala yollanırdık. Benim babam 12 Mart’ta tutuklanınca komşu çocukları benimle konuşmamaya başladı. En yakın arkadaşım Elif’ti. O yaşta yaşanmış bir dostluk asla unutulmuyor. ‘Yaşam Arsızı’nın 2008 İstanbul Film Festivali’nde gösterilmesinden sonra sivil toplum örgütleri de, devlet kurumları da söz vermişti şizofreni hastaları için bir şeyler yapacaklarına. Bir gelişme oldu mu? Yasemin Alkaya: Maalesef hiçbir söz tutulmadı. Her zaman olduğu gibi, insanlar izledi, üzüldü, heyecanlandı, bir şeyler yapılmalı dendi ama konu kapandı. Seçim öncesi farklı davranırlar diye kapı kapı gezdim ama hiçbir sonuç yok. Kız kardeşleriniz Aysun ve Füsun şimdi nerede? Ürgüp’te bir bakımevinde. Durumları iyi mi? En azından aç değiller, onu biliyorum. Yoksa tabii ki değil. Zaten iyice kötüye gidiyor durumları. Onlar sadece şizofreni hastası değil. Gördükleri şiddet, tecavüz, dayak olayları onları iyice delirtti. Şimdi doğuştan zekâ geriliği olan insanlar gibiler. Sizinle kalmaları imkânı yok mu? Yok maalesef. Ben ancak çocuklara bakıyorum. Babam öldükten sonra devlet bana babamın maaşını bağlamıştı. O parayla çocuklarıma bakıyordum, meğer kızlara bakmam gerekiyormuş. Devlet parayı aldı elimden, şimdi o parayla bakılıyorlar. Yani devlet bana diyor ki ‘Ya kardeşlerin, ya çocukların... Kardeşlerine bakmıyorsan bu parayı alırız, çocukların da ölsün...’ Eşinizden ayrıldınız değil mi? Tabii tabii, çocuklar ilkokula gidiyordu ayrıldığımızda. Ondan da hayır yok. Eşinizle nasıl tanıştınız, bütün bu telaşın içinde? Kazadan sonra bizi anneannem sahiplendi. Ama tabii fazla da ilgilenemedi. Ona da kızmıyorum, 70 yaşındaki kadın pedagojiden, psikolojiden ne anlasın... Başka kimse ilgilenmedi bizle, annemin de babamın da kardeşleri vardı ama bakmak istemediler, üç kız zor geldi. İnsan eti ağırdır, akrabanın bakmadığına komşu bakar mı? Yıllardır yüz yüze baktığımız komşular bile sırt çevirdi. Ben liseden sonra Maliye’de çalışmaya başladım. Mehmet de Hava Kuvvetleri’nde çalışıyor. Ama nasıl yakışıklı. Benimle nasıl ilgileniyor. Kızlarla da ilgileniyor Allah için. Bana âşık olduğunu söyledi. Ben de genç kızım, içim kıpır kıpır. Kardeşler, sıkıcı bir iş, sorumluluklar arasında o bana iyi geldi. İlk defa biri beni seviyordu, bana sahip çıkıyordu. Alkolü vardı, pek sağlam pabuç değil ama dediğim gibi çok yakışıklıydı, vuruldum işte. Evlendiğimizde 22 yaşımdaydım... Şimdi görüşüyor musunuz? Yok, o İzmir’e taşındı. Arada çocuklarla görüşüyor. Çaycılık yapıyormuş, ben ondan iyi kazanıyorumdur. Çocuk doğurmaktan çekinmediniz mi onlarda da hastalık çıkar diye? Benim öyle düşünüp de korkacak zamanlarım olmadı hiç. Peşpeşe oldu çocuklar zaten. Şimdi bakıyorum da hayatım bir rüyaymış gibi geliyor. Bilinçli yaşanmış bir şey değil. Bir de adam gelip sana tecavüz ediyor, doğuruyorsun. İsteyerek değil ki. Size tecavüz mü etti? Evet canım. Evlilik içi tecavüz diye bir şey var. Evliyken de tecavüz edebilir adam sana. İstemediğin her sevişme tecavüzdür bir nevi. Onunla yaşamaya nasıl devam ettiniz? Mecburiyetten yaşıyorsun. Mehmet’in başka kötülükleri de oldu. Mesela biz evlendiğimizde kızlar da bizimle yaşıyordu. Başlangıçta iyiydi, bir şey demiyordu ama yıllar geçtikçe katlanamamaya başladı. Bir gün hepimizi arabaya doldurdu, akıl hastanesinin önüne çekti. “Al kardeşlerini, bırak şuraya” dedi. Dedim, “Mehmet, nasıl yaparım?” “Yapacaksın” dedi, “Bıktım” dedi. Hastaneye almadılar kızları. Ben de kapıya bıraktım. Arabada iki çocuğum beni bekliyor. Ağlaya ağlaya bindim arabaya kardeşlerimi orada bırakıp. Eşinizden ayrıldıktan sonra çocuklara nasıl baktınız? Hep diyordum ki “Ben sadece çocuklarım için yaşıyorum, bütün bunlara onlar için katlanıyorum.” Bakkaldan yarım kilo bulgur alıp yazdırdığımı bilirim. Allah’tan çok süt veren bir kadındım, montofon derler ya o cinsten... İkisi de beşer sene emdi, çok da sağlıklı çocuklar oldular. Ben de öyleyim baksana, ne acılar çektim kapı gibi kadınım. Şimdi nasıl geçiniyorsunuz? Pavyonda çalışıyorum. Akşam dokuz, gece dört... Ne yapayım? İşsiz kaldım, çocuklarıma bakamıyorum. Dedim “Ben iyi içki içerim, içmeyi de severim, muhabbetim de iyidir. Ne yapayım, pavyonda çalışayım.” Ulus’ta böyle bir akşam yürüyorum, çaldım bir pavyonun kapısını, “Ben çalışmak istiyorum” dedim. Giriş o giriş, dört senedir her gece muhabbet edip içki içiyorum. Gelen müşteriye göre muhabbet ediyoruz. Bazen eski solcular geliyor, kırık dökük adamlar, onlarla daha rahat konuşuyorum. Babamdan biliyorum o muhabbetleri. Babam da solcuydu. Demokrat gazetesine yazılar yazardı. Bazı adamlar sadece seks konuşmak istiyor. Onlar da zararsız. Kandırıp dayıyorsun içkiyi. Ama artık bizim devrimiz geçiyor, gençler geliyor yerimize. Ben genelde barda oturuyorum, konuşmak isteyen olursa geliyor zaten. Çocuklarınız ne diyor? Çocuklarıma hep doğruyu öğrettim. Onlara, bu ülkede ‘namus’ denilen şeyin koca bir yalan olduğunu öğrettim. Namus, gelenek diye diye dolaşan, her şeyin başı namus diyen bu insanlar tecavüz etti kardeşlerime. Namus insanın cinsel organıyla ilgili bir şey değil. Çok öfke duyuyor musunuz kardeşlerinize ve size yapılanlar için? Duyuyorum. Öyle durumlarda intihar etme fikri bana yardım ediyor. Hani bir seçenek gibi durması. Etmem ama sanki o bir çıkış gibi duruyor ya, iyi hissediyorum. Ya da bazen Allah’la konuşuyorum, diyorum ki “Bana hep zorluk gösterdin ama bir yerden de yırtmamı sağladın, çıkış gösterdin”. Sizde çıktı mı şizofreniyle ilgili bir belirti? Maalesef çıkmadı. Bazen keşke çıksaydı, ben de bütün bunları hatırlamasaydım, anlamasaydım diyorum. Hani işkence görenden çok, onu izleyen ya da çığlıklarını duyanın canı acırmış ya, o durum benim hayatım. Yazar olmak istiyormuşsunuz, neler yazıyorsunuz? Öyle içimden gelen şeyleri... Böyle basit yazıyorum yani hayatla ilgili, içimden geçenleri... Daha Çetin Altan’a yakın. Ona göndermeyi düşündüm ama yırtıp attım sonra hepsini. Belki bir gün tekrar yazarım. Elif, Füsun ve Aysun’un hikâyesi... Dün vizyona giren ‘Yaşam Arsızı’, özel olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne denk getirilmiş. Belgeselin “Bu bir kadın hikâyesi” diyen yönetmeni Yasemin Alkaya, bu film sayesinde Türkiye’deki şizofreni hastalarına dikkat çekmek istediklerini anlatıyor. ‘Yaşam Arsızı’ anne-babalarının bir trafik kazasında ölümlerine tanık olmalarıyla yaşamları mahvolan üç kız kardeşin gerçek öyküsünü anlatıyor. Bu feci olay, iki küçük kız kardeşin akıl sağlıklarını tamamen bozarken ablaları, iki çocuğu ve alkolik kocasıyla kardeşlerine bakmak zorunda kalır. Gece kulüplerinde çalışır ve sonunda kız kardeşleriyle çocukları arasında bir seçim yapmak zorunda kalır. Film, bu kadınların çektiği eziyeti görmezden gelen bir düzen, iki şizofren kız kardeş ve pişmanlık, aşağılanma, çelişkiler ve acı içinde olmasına rağmen yaşamaya cüret eden ablaları hakkında.

radikal

 

Mesaj eklemek için yetkiniz bulunmamaktadır...

Zihinsel engelli kızların kısırlaştırılmasını doğru buluyor musunuz?
 
engelli_5.jpg