Milliyet, Posta Gazetesi Yazarı, TESYEV Kurucu Başkanı A. YAVUZ KOCAÖMER Röportajı

e-Posta Yazdır PDF

 

 

 

 

Hiç hareketsiz geçen 22 yıllık bir yaşamıyla Oğuz Kocaömer kardeşini bugün engellilere iyi bir gelecek sağlamak için gecesini gündüze katıp uzun yıllarda yapılamayacakları sadece 10 yıla sığdıran bir insana dönüştürdü.

Eğitimini, iş hayatı tecrübesini, çevresini hiç acımadan engelliler için harcayan Yavuz Kocaömer.

Engelli sporunun arkasında durmaya çalışıyor olsa da engelliler onu tüm sorunlarının içine çekti.

Başladığı yer ise belki de en üst olan medya oldu ve bugün her pazartesi Posta Gazetesi ‘’Çengelli İğne’’ kösesinde, her Cumartesi Milliyet Gazetesi Spor Bölümünde, her ayın ilk Çarşamba günü Fanatik Gazetesi ‘’ NO Problem’’ sayfasında engellilere yazıları ile desteğini sürdürmektedir.

Bununla da yetinmeyen engelliler, eğitim sorunlarıyla, sağlık sorunlarıyla Tesyev’e gitti.

Engelliler engellileri, beraberinde çözülmesi gereken problemleri getirdi ve bugün iş hayatını, ailesini, arkadaşlarını da yanına alarak 24 saat çalışıyor.


A.Afyon: Sizce gazetecilik ne ister?
Y.Kocaömer: Bu benim için zor bir soru . Çünkü ben meslekten gazeteci değilim.8 yıldır Posta, Milliyet, Fanatik Gazetelerinde daha çok engelliler ve Türk sporu için yazılar yazıyorum. Ama genel olarak gazetecilik objektiflik ister. Olaylara taraf olduğu yönden değil, objektif olarak bakmayı gerektirir.


A.Afyon: Engelli insanlar alanında yazar olabilmek için ayrı bir eğitimin olması gerekiyor mu?
Y.Kocaömer: Böyle bir eğitime gerek olduğunu düşünmüyorum. Engelliler ile ilgili konuları takip etmek ve bu konularda duyarlı olmak bence yeterli.


A.Afyon: Gerektiğinde dostlarınızı dahi eleştiriyorsunuz yani “cesur gazeteci” unvanınız var, dostlarınızı bile nasıl eleştirebiliyorsunuz?
Y.Kocaömer: Engelliler konu olunca babam bile olsa eleştiririm. Eğer bunun için bana kızıp da dostluğunu bitirecek olanlar varsa bu onların sorunu ve ayıbıdır.

A.Afyon: Gazetelere ekonomik bağlılığınızın olmaması sizi daha özgür kılıyor mu?
Y.Kocaömer: Tabii ki kılıyor. Çünkü bir insanın veya bir gurup insanın işine gelmeyen şeyleri yazdığımda, basın ahlak yasasına ve ülkenin laikliğine, birlik ve beraberliğine aykırı bir şey yazmadığım sürece kimseye verilecek bir hesabım olmadığını düşünüyorum.

A.Afyon: Yazdıklarınız yerini bulabiliyor mu, yazdıktan sonrada orada bırakmayıp başka uğraşılarınızda oluyor mu?
Y.Kocaömer: Bu güne kadar yazdıklarımın çoğu yerini buldu. Bu arada uzun mücadelelerde verdim. Genellikle bir konunun düzeltilmesi için yazı yazdıysam, onun sonuna kadar takipçisi olurum.

A.Afyon: Engelliler içerikli kitap yazmayı düşünüyor musunuz?
Y.Kocaömer: Bir gün deneyimlerimi, engelliler konusunda yaşadıklarımı yazmayı düşünüyorum.

A.Afyon: Engelli alanında yazan diğer yazarları takip edebiliyor musunuz?
Y.Kocaömer: Spor konusunda Fanatik’ten Hamit Turhan ve Milliyet’ten Murat Ağca, bir de Hürriyet ‘ten Celal Demirbilek dışında bildiğim kadarıyla yazan yok. Ara sıra tek tük yazanlar çıkıyor.

A.Afyon: Engelliler için medyanın yer verdiklerini yeterli buluyor musunuz?
Y.Kocaömer: Tabii ki bulmuyorum. Ama burada yalnız medya değil, özellikle Engelliler Spor Federasyonları’nın da eksikliği var. Avrupa Dünya Şampiyonalarına gidiyorlar, sms’lerle sonuçları bildiriyorlar. Benim bildiğim hiçbir Engelli Spor Federasyonunun basın danışmanı ve medya ilişkilerini düzenleyecek bir kişi veya ekibi yok. Genelde medyamız sansasyonel haberler üzerine kurulduğu için, bu konuda pek duyarlılık göstermiyor.

A.Afyon: Görsel medyada engellilere yer veren programcıları bizlerle paylaşabilirsiniz?
Y.Kocaömer: Öyle birisi var da, ben mi tanımıyorum ?

A.Afyon: Siz bu alandaki birikiminizi görsel medyaya taşımayı düşünmüyor musunuz?
Y.Kocaömer: 5 sene evvel Süper Sport’ ta ‘’ Cesur Yürek ‘’ isimli bir programı yaklaşık 9 ay götürdüm. Daha sonra, bir süre önce bir televizyon kanalı ile program yapmak üzere anlaştık. Son anda çıkan bazı aksilikler yüzünden vazgeçtim. Bundan sonra da görsel medyada program yapmayı düşünmüyorum.

A.Afyon: Sizin sürekli takip ettiğiniz, çok beğendiğiniz yazarlarımız kimlerdir?
Y.Kocaömer: Herhalde köşe yazarlarımızı kastediyorsunuz. Milliyet’ten Hasan Pulur, Hürriyet’ten Yılmaz Özdil, Ahmet Hakan, Mehmet Yılmaz, Sabah’tan Hıncal Uluç ilk aklıma gelen isimler.

A.Afyon: Sivil toplum kuruluşu ruhunuz var, ülkemizde engelliler dışında da sorunlar var, diğer konularda yazmayı düşünmüyor musunuz?
Y.Kocaömer: Hayır. Benim konum sadece engelliler. engeliler sporu , Türk sporunun durumu. Bunun dışında başka konulara atlamanın doğru olmadığını düşünüyorum.

A.Afyon: Tesyev’i kurarken neden sadece engelliler sporu dediniz? Tesyev’ 10 yıl içerisinde ülkemizdeki engelli sporunun durumunu değiştirebildi mi?
Y.Kocaömer: TESYEV’ i kurarken sadece engelliler sporu demedik. İsminden de belli olduğu gibi Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı. Bu bağlamda şuanda 260 engelli öğrencimize eğitim bursu veriyoruz. Birçok rehabilitasyon ve sağlık hizmetlerinin yanında, ağırlıklı olarak sporla ilgileniyoruz.
TESYEV kurulduğunda ülkemizde 18 bedensel engelliler spor kulübü vardı. Bugün bu rakam 68 ‘ e çıktı. Bunların büyük bir bölümünün neredeyse yüzde 90’ının kuruluşunda ve malzeme temininde TESYEV vardır.
Görme engellilerde ise; kulüp sayısı o zamanlar 0 iken, bugün 56 ‘ ya ulaştı. Çıngıraklı topla oynanan Goalball isimli sporun ilk toplarını 1990 yılında Almanya’dan getirdiğimde gümrük memurları dahi şaşırmışlardı.

A.Afyon: Engelli sporu denilince bizler daha çok tekerlekli sandalye basketbolunu biliyoruz, bu diğer engelli sporlarına önem verilmediğinden mi, yoksa engellilerin başka sporları tekerlekli sandalye sporu kadar rahat yapamıyorlar mı?
Y.Kocaömer: Tekerlekli sandalye basketbolu, engelliler sporunun futbolu diyebiliriz. Popüler bir spor. Ama bunun yanında bedensel engelliler 18 ayrı branşta, işitme engelliler, fiziksel sorunu olmayan engelsiz insanların yaptığı bütün sporlarda, görme engelliler ise satranç, goalball, atletizm, judo, futsal gibi branşlarda yarışmalara katılıyor.

A.Afyon: Engelli kişilere sporu götürdüğünüzde, kişinin hayatından manevi ya da maddi neler değiştirmiş oluyorsunuz?
Y.Kocaömer: Spor, engelli insanlar için çok önemli. Bir kere kendilerine olan güvenleri artıyor. Toplumla kaynaşmaları sağlanıyor. Rehabilitasyonlarına katkıda bulunuyor. Ayrıca başarılı bir sporcu olduklarında maddi olanakları da artıyor.

A.Afyon: Siz aynı zamanda iş adamısınız, iş adamlılığı yöneticiliği ile sivil toplum kuruluşu yöneticiliği arasındaki farklar nelerdir? İş adamı olmanızın Tesyev’deki yöneticiliğe faydaları oluyor mu?
Y.Kocaömer: Tabii ki iş adamı olmamın TESYEV’deki yöneticiliğime faydası oluyor. Bir taraftan insanlara hizmet eden bir kurumken, diğer taraftan da iş hayatında kazandığınız deneyimleri bu vakfın manevi değerler bakımından yönetilmesi sırasında faydalarını görüyorsunuz.

A.Afyon: Engellilerin ve kamuoyunun Tesyev’e bakış acısını nasıl buluyorsunuz?

Y.Kocaömer: Düzgün çalışan engelli derneklere yani sahtekârlık etmeyen, insanları istismar etmeyen, aynı sandalyeyi 5 kişiye satmayan, görme engelli olup ta bağlı bulundukları derneği zarara uğratmayan engelliler TESYEV ile her zaman bir iş birliği içinde oldular ve olmaya devam edeceklerdir. Kamuoyunun özellikle son birkaç senedir TESYEV’e bakış açısını çok olumlu buluyorum.

A.Afyon: Biliyoruz ki Yavuz Kocaömer, Tesyev’e yani engellilere çok şey kazandırıyor, peki Tesyev’in ve engellilerin size kazandırdıkları var mı?
Y.Kocaömer: Olmaz olur mu? Son 10 yıldır hayatımın en mutlu dönemini yaşıyorum desem abartmamış olurum. Gerçi 22 sene birlikte yaşadığım engelli ağabeyimden çok şey öğrendim, ama son 10 senedir o kadar çok engelli grubundan o kadar değişik insanla beraber oldum ki, onlarla birlikte yaşamanın çok keyifli olduğunu gördüm. Zaten insanlarla beraber olmak benim için hayattaki hep en önemli konuların başında geldi.

A.Afyon: Aileniz Tesyev’deki bu yoğun temponuzu nasıl karşılıyor, evinizde engeller çıkıyor mu?
Y.Kocaömer: Başlangıçta onlar da biraz kendimi bu kadar bu işe kaptırmamı garipsiyorlardı. Ama şimdi alıştılar. Belki de yaptığım işlerin sonuçları onları da çok keyiflendirdi. Bu bakımdan hem eşim, hem de kızım her türlü desteği veriyorlar.

A.Afyon: Engelli dostum, arkadaşım asla vazgeçemeyeceğiniz insanlar hayatınızda var mı?
Y.Kocaömer: Var tabii. Ama burada isimlerini verirsem diğerlerini kırmış olurum diye düşünüyorum.

A.Afyon: Tesyev dışında başka sivil toplum örgütlerine destek verebiliyor musunuz?
Y.Kocaömer: Dürüst çalıştığına inandığım ve faydalı olduğunu gördüğüm engelli sivil toplum örgütlerine Posta Gazetesi’ndeki yazılarımla destek olmaya çalışıyorum. Ama 24 saatim neredeyse TESYEV için geçiyor. Bu bakımdan fiziki olarak onlara destek olmak çok sınırlı oluyor.

A.Afyon: Ülkemizde çok sayıda engellilerle ilgili sivil toplum örgütünün olmasının nedeninin neye bağlıyorsunuz?
Y.Kocaömer: Bu çok zor bir soru. Aslında böyle bir ayrım yapılmasını da doğru bulmuyorum. Engelsiz insanlarla ilgili sivil toplum örgütleri de ülkemizde çok çeşitli ve farklı. Belki daha özel bir konu olması bakımından engelliler bu kadar çok dağınık olmamalıydı. Ama maalesef belli politik görüşler dahi engelli sivil toplum örgütlerinin oluşmasında rol olmuyor.

A.Afyon: Profesyonel iş hayatında dahi insanoğlu bazen iki üç günlük maaş gecikmelerine dayanamazken, böylesine gönüllü çalışabilmeyi nasıl başarıyorsunuz?
Y.Kocaömer: Ailemi geçindirecek, onlara rahat bir hayat yaşatabilecek maddi güce işlerim dolayısıyla sahibim. Ama burada en önemlisi kefenin cebinin olmadığını insanların anlayabilmesi. Ben kendime göre bu dünyanın en zengin insanlarından bir tanesiyim. Çünkü bana bu kısa yaşamda ne kadar paranın yetebileceğini biliyorum. Fazlasında ne gözüm var ne de bunun için bir çaba gösteriyorum.

A.Afyon: İş adamlığımı, gazetecilik mi, sivil toplum kuruluşunda ki yöneticiliğinizden mi vazgeçmek zorunda kalsanız ilk vazgeçersiniz?
Y.Kocaömer: Eğer yaşam şartlarım uygun olursa önce işadamlığımdan sonra gazeteciliğimden vazgeçer, sivil toplum kuruluşlarında kalmak isterdim.

A.Afyon: Engelli kişilerin yanında yaşayan anne, baba, çocuk gibi destekleriniz oluyor mu? Verdiğiniz bu destekler engelli kişinin kendisinde neler bırakıyor?
Y.Kocaömer: Gerektiği zaman böyle desteklerimiz de oluyor. Ancak bu daha çok zamanla ilgili bir sorun. Bu bakımdan tam destek verdiğimizi söyleyemem.

A.Afyon: Son günlerde TESYEV’in güvenirliğini bir kez daha Acun Medya ile ortaklaşa düzenlediğiniz “Engelleri Aşalım” TV programında ülkece gördük. 5.500.000 YTL. Ülkemizde şimdiye kadar yapılan çok sayıda sanatçılarında katıldığı kampanyalara bakarsak çok büyük bir rakam, siz sonucu böyle bekliyor muydunuz?
Y.Kocaömer:  Evet. Böyle bir sonucu bekliyordum. Bunda Sevgili Acun’un çok büyük rolü olduğunu da söylememiz gerekir.

A.Afyon: Kampanyada telefonda yapılan bağış taahhütleri yerine getirildi mi?
Y.Kocaömer: Yaklaşık 700-800 BİN Ytl’si henüz yerine getirilmedi ve getirilecek gibi de gözükmüyor. Çünkü bazı ahlak değerleri düşük insanlar, telefonlara bağlanarak, yanlış telefon numaraları ve yanlış isimler vererek kendilerini tatmin etmiş olsalar gerek. Ama bu tip kampanyalarda böyle şerefsizlerinde araya karışması son derece doğal.

A.Afyon: Kampanyadan sonra TESYEV’de neler değişti?
Y.Kocaömer: İş yükü arttı. Bu toplanan paraları 3 kişilik bir komisyon, gelen taleplere göre değerlendirecek. Daha sonra KPMG Şirketi bütün bunları denetleyecek. 2 yeni eleman daha işe aldık.

A.Afyon: Kampanya gecesi bağışlar tanıdık isimlerden çok gelmedi, sanatçı, sporcu gibi bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Y.Kocaömer: Zannediyorum bunda canlı yayının biraz geç başlamasının da rolü oldu. Ama yinede yapılan bağışlar ve arayanların birçoğu gönülden bu kampanyaya katıldılar.

A.Afyon: Engelleri Kaldıralım kampanyası sadece bir geceye yönelik miydi, devamı gelecek mi?
Y.Kocaömer: Kampanya bir gecelikti. Ancak destek yazıp 5633 ‘ e 5 YTL değerinde bir sms gönderme bölümü ise 1 yıl süreyle devam edecek.

A.Afyon: Bağışçılarınız arasında maddi durumu iyi olan engelliler var mı?
Y.Kocaömer: Şuana kadar böyle bir bilgi bizde mevcut değil. Ancak Şanlıurfa’dan bağlanan Halil Acar isimli görme engelli bir vatandaş maddi durumunun iyi olduğunu, kendisi ve eşi adına 25 ‘er bin YTL bağışlayacağını belirtmiş idi. Daha sonra, önce bu toplam 50 bin YTL ’yi havale ettiğini belirtti. Tekrar arandığında ‘’ Biraz fazla imiş, vazgeçtim ‘’ dedi. İşte kötü bir örnek.

A.Afyon: Tesyev için çalışan gönüllüler arasında engelliler var mı?
Y.Kocaömer: Olmaz olur mu? Bir kere TESYEV’in Yönetim Kurulunda 4 engelli var. Bunun dışında gönüllülerimiz arasında da engelliler mevcut.

A.Afyon: Kampanyanın hemen arkasında yapılan “Siyaset Meydanı” engelliler arasında olumsuz karşılandı, siz bu program hakkında neler düşünüyorsunuz?
Y.Kocaömer: Bence Ali Kırca ve ekibi o gece tam hazırlıklı değildiler. Davet edilen engellilerin hangi kriterlere göre çağırıldığını ben dahi anlamadım. Türkiye Sakatlar Derneği, Omurilik Felçlileri Derneği, Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı ve daha benzeri birkaç kuruluşun olmadığı bir ‘’ Siyaset Meydanı’nın amacına uygun geçeceğini zaten düşünmemiştim.

A.Afyon: Yaşamınızın yarısı Almanya’da geçiyor ve yine orada da engellilerle ilgili bir sivil toplum kuruluşu kurdunuz, Almanya’da kurma ihtiyacınız ile Türkiye’de kurmanızı gerektiren ihtiyaçlar arasındaki farklar nelerdir?
Y.Kocaömer: Almanya‘da 1999 yılında Türk- Alman Engelli Sporcuları Destekleme Kamu Yararına Derneğini kurduk. Engelli insanların ihtiyaçları her ülkede aynı. Ancak onların bu ihtiyaçlarının karşılanması farklılık arz ediyor. Almanya bu konuda bize göre çok daha disiplinli, organize olmuş bir toplum görüntüsü veriyor. Bu bakımdan oradaki etkinliklerimizle Türkiye’dekiler birbirinden farklı. Almanya ‘ da daha çok sportif etkinliklerde düzenleyici ve iki ülke arasındaki birlikte çalışmanın temellerini atarken, ülkemizde yalnız spor değil çok zor durumda olan engelli insanlarımızın bir takım ihtiyaçlarını karşılamaya gayret ediyoruz.

A.Afyon: Galatasaray’ın yönetimindesiniz, Galatasaray engelli sporunda ne kadar var?
Y.Kocaömer:  Galatasaray’ın yönetiminde değilim. Galatasaray’da kongre üyesiyim. Tekerlekli Sandalye Basketbol Şubesini bundan 3 sene evvel büyük zorluklarla kurdurduk. Ancak camia bu takımı benimsedi ve şuanda Avrupa Şampiyonluğuna doğru yürüyorlar.

A.Afyon: Siz hangi sporları yapıyorsunuz?
Y.Kocaömer: Golf- tenis ve fitnes.

A.Afyon: Şimdiye kadar hep hak arayıp hak almaktan bahsettik, önümüze bakacak olsak bu durum engelliler için ne kadar daha sürer sizce?
Y.Kocaömer: Dünya var oldukça engelli insanlar hakları için mücadele etmeye devam edecekler. Tabii ülkemizdeki durum çok farklı. Çünkü bu ülkede insanlara saygı maalesef gösterilemiyor. Bu bakımdan da engelli ve engelsiz insanları ayırmak mümkün değil.

A.Afyon: Sağlıklı kişilerin engelli olmamaları için kişisel ve Tesyev olarak çaba harcıyor musunuz?
Y.Kocaömer: Engelli olmanın birçok nedeni var. Bu kadar çok çeşitlilik içinde benim şahsen veya TESYEV olarak sağlıklı kişilerin engelli olmamaları için çaba harcamamız gerçekten çok zor.

A.Afyon: Ben bir gazeteci adayıyım, spor alanında kendimi geliştirmeye çalışıyorum, sizin tavsiyelerinizi mutlaka alacağım ama Ayşenur sakın unutma bir gün gazeteci olursan mutlaka yaz dedikleriniz var mıdır ?
Y.Kocaömer: Sevgili Ayşenur, ilerde gazeteci olduğun zaman bir şeyi unutma. Hırsın hiçbir zaman aklının önüne geçmesin. En ağır eleştirilere bile tahammüllü ol. İnsanları eleştirirken objektif kriterlerden ayrılma. Seni çok sevdiğimi de unutma.

        Bana değer verip, böylesine ince ve çok önemli bir konuda benimle röportaj yaptığınız için teşekkür ederim, “cesur” unvanınızın nereden geldiğini sanırım şimdi daha iyi anlayabiliyorum.


Ayşenur Afyon 2008 MAYIS - Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
 

Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı

Adres: Hattat Halim Sok. No:13 Kat:3 Balmumcu / Beşiktaş - İSTANBUL
Telefon : (0212) 274 10 32 - (0212) 274 11 71
Fax : (0212) 274 04 47
http://www.tesyev.org

DESTEK yaz 5633'e Gönder

Son Güncelleme ( Cumartesi, 30 Ocak 2010 00:05 )
 

Alternatif Yaşam Derneği Kurucu Başkanı ERCAN TUTAL Röportajı

e-Posta Yazdır PDF

Engelliler adına yaptığı çalışmalarla Sosyal Girişimcilik Ödülleri alan, aldığı tüm ödüllere layık kalarak farklı, yapılmamış, yeni projeleriyle engellileri hep gündemde tutmayı başardığı gibi dünya gündemine de taşıyabilen özel biri.

 



Engeli olmayan, en önemlisi de düşünce engeli olmayan, engelli kişilerin yalnızca yanlarında değil, içlerinde de olabilen Ercan Tutal.

Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi içinde sarıbalık
dibinde mavi yosun kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür Bulut mu olsam
gemi mi yoksa Balık mı olsam
yosun mu yoksa Ne o, ne o, ne o
Deniz olunmalı oğlum Bulutuyla, gemisiyle
balığıyla, yosunuyla.



A.Afyon: Ercan Tutal engellilerin hayatına nasıl sürüklendi?

E.Tutal: Almanya‘da ki üniversite yılları toplumsal yaşamda engellilerin varlığı hakkında farkındalığımın başladığı ve yaşamın tüm alanlarındaki aktif var oluş biçimlerini gözlemeye, üzerinde düşünmeye ve çıkarsamalar yaparak bilince dönüştüğü yıllar oldu.
Havuzda, kütüphanede, diskoda, otobüste, metroda, işyerlerinde, spor sahalarında ve sokaklarda hemen her yerde değişik bir engel grubundan bireye rastlanabiliyordu. Diğer vatandaşların kullandığı tüm anayasal, insani ve medeni haklardan tam ve eşit olarak yararlanıyorlardı. Ve hatta farklı ihtiyaç grupları için özel çözümler üretilmiş onlarca sosyal yaşam alanı herkese kapılarını açmış modeller olarak önümde duruyordu.
Engellilerin yönettiği ve % 100 istihdam edildiği üretim birimleri, atölyeler, fabrikalar; ağır engellilerin aile üzerindeki yükünü alan ve yaşam garantisi sunan “yaşam evleri”, federasyonlara bağlı onlarca spor kulübü, tatil köyleri, oteller, yurtlar ve özellikle de toplu taşımacılık çözümleri. Beni engelli hayatı ile tanıştırdı.
Her biri başlı başına modern ve insani yaşamın vazgeçilmezleri olarak ruhumda ve bilincimde yepyeni bir yaşam hedefinin temel taşlarını oluşturdu.

A.Afyon: Projelerinizi hayata geçirirken en fazla nerelerde zorlanıp hayal kırıklığı yaşadınız?
E.Tutal: Sorunların tanımını yapıp çözümler üretebilmek için yolculuğa çoktan çıkmış bir gönüllü nefer, sosyal girişimci veya duyarlı vatandaş –her ne dersek diyelim- olarak çaldığım kapılar hep yüzüme kapandı. Resmi kanallarda hiç bilgi, veri, kaynak, temsil yetkisi ve muhatap yoktu. Dernek ve vakıflar rahatlarının bozulmasını istemiyorlardı. Rehabilitasyon merkezleri ve akademisyenlerin ise kendileri dışında birilerinin çözüm üretmeye çalışmasına pek tahammülleri yoktu. Bu kapılardan hep geri dönmek zorunda kaldım. Defalarca…
En güçlü destek hep ailemden ve yakın arkadaşlarımdan geldi. Sağlam bir kaleniz varsa yıkılmıyorsunuz...

A.Afyon: Türkiye’ye döndükten sonra ilk adımınız ne oldu?
E.Tutal: Kaybedecek vaktim yoktu. Çünkü çok belliydi ki henüz bu konudaki yeniliklere hazır değildi ortam. Doğru alan ve araç seçimi beni hızlandıracaktı. “Toplumsal değişim için spor” yaklaşımı ile spor aracılığı ile buzları kırabilir, uyuyan devi uyandırabilirdim.
“Dalmak Özgürlüktür” sloganı ile engellilere yönelik ücretsiz dalış eğitimlerine başladım. Bu çalışmalarda aktif görev alabilecek eğitmen ve asistanların eğitimini de beraberinde yürütüyordum. Dalış sporuna dair uluslararası standartları yaygınlaştırmak ve istenirse her şeyin yapılabileceğini göstermek istiyordum.
Konaklama ve etkinlik alanlarının tekerlekli sandalye kullanıcıları için uygun hale getirilmesi ve ilk dalış adaylarının sualtı dünyasının büyüsü ile buluşması bulunduğumuz çevreden başlayarak ilk kıvılcımı yakmıştı.
Evden çıkamayan, yok sayılan, yaşam alanlarında görmeye alışmadığımız ve ön yargılarla dışladığımız “umacılar” sokağa çıkmıştı ve hatta dalış yapıyorlardı. Yakın toplumsal çevrede ve özellikle medyada farkındalık oluşturdu bu girişimler ve defalarca ulusal medyada ana haber olduk. Çevre halkı, esnaf ve kurumlar kapılarını ve kalplerini açmaya başladılar.
Sualtı dünyasının iyileştirici ve özgürleştirici gücü sadece engelli dalgıçların bünyelerinde ve dünyalarında değil duyarlı bir toplumsal çevrenin de konuya önyargısız ve özgürce bakmasını sağladı. Bu çalışmalara onlarca değişik engel grubundan kişi katıldı. Sertifikalarını aldı ve denizler dünyasının gizemi ile tanıştı.

A.Afyon: Türk kamuoyu ilk sizi nasıl tanıdı?
E.Tutal: Kızıldeniz Belgeseli ve J. M. Cousteau. Engelsiz yaşam yolculuğumun önemli iki anahtar kelimesi. Türkiye de engellilerle başlatılan dalış faaliyetlerinin ve gelinen seviyenin ülke adına iyi örneklerden biri olarak uluslararası kamuoyu ile de paylaşılması gerekiyordu. J. M. Cousteau‘yu değil aslında çoğunlukla baba Cousteau’yu denizler dünyasına dair belgesellerinden tanıyorduk. O belgesellerde yer almak, Cousteau’nun teknesinden büyülü mavi dünyaya dalış yapmak hayallerimizi süslüyordu.
Yurtdışındaki kütüphane çalışmalarımdan birinde eski sayılabilecek bir dalış dergisinde J. M. Cousteau’nun Fiji adalarında engellilerle bir dalış belgeseli çektiği yazıyordu. Dünyanın değişik ülkelerinden gelen 6 engelli ile bir dalış gezisi yaparak sualtı filmi çekilmişti. Bu çalışmanın özeti olarak J. Michael “okyanusun iyileştirici ve özgürleştirici gücünü keşfettik...” diyordu.
Bir yıl boyunca sponsor aradım ve sonunda bir ilaç firması Kızıldeniz’de yapacağımız dalış gezisi ve belgesel çekimimize sponsor oldu.
Değişen, iyileşen ve özgürleşen hayatlar çektiğimiz belgeselin hem konusu hem ödülüydü aslında.
‘Mutlu, Ersoy, Gülçin, Berna, Ayhan, Safinaz... Artık deniz olmuşlardı.

“Dalmak Özgürlüktür” belgeseli TV’ler de günlerce ana haberlerde yayınlandı. Belgesel kuşağında gösterime girdi, uluslararası yarışmalarda ödüller aldı, fotoğrafları defalarca sergilendi, seminerlerde kongrelerde konu oldu, belgesel film festivallerinin özel gösterimlerinde ülkeyi dolaştı. Artık sadece çalışmaya katılanlar ve yakın çevreden gözlemleyenler değil, tüm Türkiye ve hatta dünya dalış camiası engellilerin –fırsat sağlandığında- neler yapabileceğini ve zaten yapabildiklerini görmüş oldu.

A.Afyon: Denizler dünyası gerçekten özgürleştirici ve iyileştirici mi?
E.Tutal: Evet, engelsiz bir dünya sualtı... Bir insana, bir araca ve bir nesneye bağımlı olunmayan bir dünya. Doğuştan veya sonradan yargılandığınız tekerlekli sandalyenin, koltuk değneğinin ve beyaz bastonun hükmünü yitirdiği bir dünya sualtı... Bir özgürlük ve eşitlik dünyası.
Sakat-sağlam, cüce-dev, siyah-beyaz ve gören-görmeyen ayrımı yapmayan. Tamamen size ait bir dünya. Engellerden arınmış, balıkları, yosunları ve mercanları ile sınırsız. Siz ve O baş başa, iyileştirici ve özgürleştirici gücüyle hep sizin için bir dünya.
Yüksek kaldırımların, dik yokuş ve merdivenlerin, dar kapıların, asansörsüz ve rampasız binaların olmadığı. Ayrımcılık, görmezden gelme ve yok sayma gibi “modern” yaşama özgü utançların olmadığı bir dünya. Kendinizi daha iyi, daha özgür, daha eşit ve daha insan hissettiğiniz. Elinizden kaçıp gittiğini düşündüğünüz yaşamı size geri veren bir dünya sualtı...
Ve görmeyen gözler, yürüyemeyen bedenler bu dünyada balık, yosun ve deniz oluyorlar...
Gördüklerini zannedenlere sualtından çığlık çığlığa sesleniyorlar;
Dalmak Özgürlüktür!
Dalmak gerçekten özgürlüktü.

A.Afyon: Alternative Camp’a katılan kişilerin hayatlarında kampa katıldıktan sonra neler değişiyor?
E.Tutal: Evet, dalış yapmak, suyun kaldırma kuvvetinden ve hem dinamik hem meditatif (beden temizliği ile gelen ruh temizliği) özelliklerinden yararlanarak, beyaz bastonları, tekerlekli sandalyeleri, koltuk değneklerini, korku ve kaygıları kıyıda bırakıp özgürleşmek yaşanır olmuştu. Yüzlerce engelli genç artık “düşlerini bile kurmadıkları” bir dünyanın güzellikleriyle tanışmış, özgüvenlerini pekiştirmiş ve sosyal yaşamın aktif bireyleri olmuştu.
Dalış dünyasının sağladığı olanakların üstüne Alternative Camp engelsiz dünyaya açılan bir kapı oldu. Bu kapıdan 5000’nin üzerinde değişik özel ihtiyaç sahibi birey geçti.150 den fazla kurum ve organizasyon yine kurumsal yapılarını temsilen bu kapıdan açılan sevgi hanesinin konuğu oldular.14 ülkenin dezavantajlı gençlik grubu deniz aşırı misafirperverliğimizin nimetlerinden yararlandılar ve öncü modelimizin kendi ülkelerindeki gönüllü elçileri oldular.
Elbette ki Alternative Camp, bütün bu kurumsal sağlamlığı ve program zenginliğine karşın ASLA bir rehabilitasyon merkezi, özel eğitim okulu vb iddiası ile hareket etmedi. Biz sadece sosyal sorumluluklarımızın bilinci ile Spor ve eşit sosyal ilişkilerin toplumsal uyum ve dönüşüm için çok önemli araçlar olduğunu bilerek ve sevgi felsefesiyle tüm katılımcılarımıza eşit yaşam fırsatları sunduk. Onların özel gereksinmelerini asla göz ardı etmeden ama engellerini değil kişiliklerini önemseyerek ortak bir yaşam karesinde buluşmayı hedefledik. Tüm katılımcılarımız çoğu kez yaşamlarında İLK defa bu kadar eşit, özgür ve insanca davranıldığını itiraf ettiler. Çünkü kamp felsefemizde “yardım” etmek değil tersine katılımcılar, gönüllüler ve yöneticiler olarak eşit bilgi ve sevgi paylaşımı üzerine kurgulanmış günler yaşamayı öne çıkardık.


Elbette ki ailelerinden ve sosyal baskılı çevrelerinden belki de (çoğunluk açısından) ilk kez ayrı kalan, bağımsız bir birey olarak kendi yaş grubundaki kişilerle ve hatta sadece filmlerde gördüğü farklı kültürlerden kişilerle bir arada yaşayan kamp katılımcılarımızın hayatlarında küçük kişisel devrimler yaşandı hep. Çünkü binlercesi için neredeyse HERŞEY İLK KEZ yaşanıyordu. İlk defa havuz gören, ilk defa dans eden, ilk defa Japon, Koreli, Fransız, İtalyan, Amerikalı ve İspanyol vatandaşı gören, ilk defa ata binen, ilk defa yamaç paraşütü ile uçan ve kano kullanan, ilk defa duvar tırmanışı yapan ve ilk defa diskoteğe giden, müzeye, sergiye ve hatta tekne gezisine ilk defa giden yüzlerce katılımcı... Bu fırsatlar sadece kendilerine sunulmadığı için yoksunluğunu yaşamak zorunda bırakılan yüzlerce, binlerce genç.

Ortak hiç bir dil birlikteliği olmamasına karşın aynı masada kahkahalar atarak domino oynayan Samsunlu görme engelli gençlerle İspanya’dan gelen kamp gönüllüsü. Mardin’ den, Urfa’dan, Konya’dan, Trabzon’dan, Kıbrıs’tan, İsrail’den, Malta’dan, Diyarbakır’dan, Almanya’dan gelen engelli gençler ve dünyanın tüm ülkelerinden ve üniversitelerimizden gelen gönüllülerimiz... Entegrasyon, kaynaşma ve eşit yaşam. İşte Alternative Camp.

Fiziksel değişiklikler ve iyileşmeler yaşayan, vücut farkındılalıkları artan ve unutulmuş, gecikmiş ve eksik yapılmış rehabilitasyona inat kımıldayan kaslar ve palet vuran bacaklar... İntihardan vazgeçen umudunu yitirmiş gençler ve artık her şeye daha aktif katılan ve üreten bir kitle...
Alternative Camp’a katılan binlerce kişinin sonraki yaşantılarında yarım bıraktıkları okullarına devam ettikleri, yabancı dil kurslarına katıldıkları, yeni iş başvuruları yaptıkları, derneklerinde daha aktif rol aldıkları, spor kulüplerine katıldıkları, seyahat ettikleri, tatile çıktıkları, daha çok okudukları, tiyatro ve dans kulüplerine katıldıkları biliniyor... Birey değişir. Toplum değişir. Alternative Camp bu değişimin öncü modellerinden biri olmaktan gurur duyuyor.

A.Afyon: Alternative Camp projesinin en başarılı olduğu ve onun yenilikçi, girişimci ve alternatif olma gücünü nasıl buldu?
E.Tutal: Avrupa’daki neredeyse tüm engelli spor federasyonlarını gezip hangi spor branşlarını hangi yöntemlerle uyguladıklarını öğrenmeye çalıştım. Araştırmalar, özel sohbetler ve kaynaklar arasından yeni bilgiler edinmeye çalıştım. Çok zengin uygulamalar ve onlarca değişik spor branşı vardı. Engelli sporu ülkemizde 3–4 branş arasında sıkışmışken hemen tüm Avrupa ülkelerinde 50’den fazla farklı spor etkinliği olimpik standartlarda yapılıyordu.

Bütün bu etkinliklerle ülkemizdeki engelli ve dezavantajlı gençleri buluşturmak gerekiyordu. Bu hem de öyle bir şekilde yapılabilirdi ki spor, eğitim, uyum ve tatil bir arada yaşanabilsin. Bu tanımın adı Alternative Camp’tı.
2002 yılında bütün direnişlere, karşı koymalara, ekonomik olanaksızlıklara rağmen birkaç duyarlı işadamının desteği ile Alternative Camp Bodrum’da açıldı.

Kamp konsepti tamamen gönüllülük üzerine oturuyordu. Dünyanın en uzak köşelerinden bile konuya ilgili gençler uzun dönemli gönüllülük hizmetinde bulunmak, staj yapmak, kredi notlarını yükseltmek ve kariyer yolculuklarında önemli adımlar atmak için kampımıza geliyordu. Bir yandan uluslararası gönüllü gençlik, diğer taraftan üniversitelerimizden gelen kendi gençliğimiz ve yaşamlarında ilk defa tatile çıkan, ilk defa havuz ve deniz gören, ilk defa yabancı bir kişi ile tanışma fırsatı bulan, ilk defa dalış yapıp ata binen, kano kullanan, duvar tırmanışı yapan, ilk yardım eğitimi gören ve hatta ilk defa dans eden engelliler... İşte entegrasyonun zirvesi. Görme engelli Samsunlu gençler ile büyük bir keyifle domino oynayan İspanyol gönüllü. Mardin’den gelen ve hayatında hiç diskotek görmemiş ve dans etmemiş bir tekerlekli sandalyedeki genç ile dans eden Japon gönüllü. Uyum buydu işte.

Tüm konsept içinde neredeyse herkes, gönüllüler ve engelli katılımcılar her şeyi ilk kez yaşıyordu. Alternative Camp projesinin en başarılı olduğu ve onun yenilikçi, girişimci ve alternatif olma gücü buradan geliyordu.

A.Afyon: Alternative Camp projesinin altı yıldır sürdürebilirlikte başarılı olmasının nedeni nedir?
E.Tutal: Alternative Camp, “hizmeti satın almak değil, onu üretmek” felsefesi ile sürdürülebilir, yeni ve alışıldık olmayan ama projeyi kalıcı kılan bir sistem kurmuştu. Onlarca duyarlı özel sektör temsilcisi firma ve bireyden sponsorları oldu. Yapılan çalışmalar TV’lerde, gazetelerde haber oldu. Seminerlerde, kongrelerde ve üniversite sunumlarında yer aldı. Ege Denizi’nde Bodrum’da başlayan rüzgârın ülkenin tüm bölgelerine yayılması çalışmasını da sürdürdük ve değişik dönemlerde Van, Sinop, Artvin, Fatsa, Antalya, Kaş, Fethiye ve İzmir ‘de kısa ve uzun dönemli bölgesel kamplar yaptık.

150 yerli-yabancı engelli kurumuna ev sahipliği yapan kampımıza son 6 yıllık uygulaması süresince 5.000’den fazla engelli ve sosyal dezavantajlı insanımız ücretsiz olarak katıldı. 700 gönüllü için kariyer yolculuklarının önemli bir dönüşüm noktası oldu.

Sonuçta kamplardan geriye değişen yaşam hedefleri, kazanılan özgüven, üretkenliğe dönüşen yeni atılımlar, ataletten kurtulan ve hatta iyileşen bedenler, özgürleşen ruhlar kaldı.

Alternative Camp, engelsiz toplumsal yaşamın öncü bir modeli ve dinamik bir uygulaması olarak kalıcı toplumsal dönüşüm hedefinde doğru yolda olduğunu bilerek yolculuğuna devam ediyor.

A.Afyon: Alternatif Yaşam Derneği’ni kurmanızın nedenleri nelerdir?
E.Tutal: Alternative Camp projesinin artık bir proje olmaktan çıkıp kurum kimliğine bürünmesi ile bir tüzel kimlik ihtiyacı doğmuştu. Aslında dernek, vakıf vb enflasyonuna katkıda bulunmamak için mevcut kurumlardan birinin bünyesinde de pekâlâ çalışmalar devam edebilirdi. Ancak henüz sivil üstünlük oluşturmak ve sivil toplum örgütü olmak bilinçlerinden çok uzakta olunduğu için bu konudaki girişimlerim sonuçsuz kaldı.

Bu açmazdan ve zorunlu ihtiyaçtan AYDER (Alternatif Yaşam Derneği) doğdu. Bütün engel gruplarına, sosyal dezavantajlar yaşayan diğer grup ve bireylere Uluslararası vizyon ve standartlarda, toplumsal yaşamın tüm alanlarında alternatif, yenilikçi ve sürdürülebilir projeler üreten ve uygulayan bir dernek olarak. Gönüllü katılımın esas olduğu bir sivil toplum üstülüğü. Öncü nitelikte vizyoner bir model. Misyonumuzu tamamladığımızı düşündüğümüz an yine aynı kararlılıkla geri çekilmeyi biliyor olacağız.

A.Afyon: Ayder’in yürüttüğü başka projeleriniz oldu mu?
E.Tutal: BM “Küresel İlkeler Sözleşmesi”ni ilk imzalayan ve Caravan2000, ENAT (European Network of Accessible Tourism), HSA (Handicapped Scuba Association) vb. uluslararası organizasyonlarda aktif görev alan; uyguladığı projeler ve ürettiği değerler ile Türkiye’nin dünya ve Avrupa vitrininde önemli bir modeli oldu.
Dalmak Özgürlüktür (1997–2008)
Kızıldeniz Belgeseli (2001)
Alternative Camplar (2002–2008)
Herkes İçin Engelsiz Turizm (TURSAB) (2006–2010)
Reha İstanbul (RehaCare/Duesseldorf) (2004–2008)
Engelsiz İstanbul Gezi Rehberi (2006–2010)
Engelsiz Tasarım (TMMOB İç Mimarlar Odası) (2006)
Düşler Akademisi (UNDP Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) - Vodafone) (2008–2009)
Hayata Artı (UNDP-CocaCola) (2006–2007–2008)
Olivium Tırmanma Duvarı (2006–2008)
Düş’ün Gerçeği (2008)
Engelliye Doğru Yaklaşım Eğitim Programı (2008).

Gibi bir dizi projeye imza atan AYDER, toplumsal değişim ana hedefinde sapmadan; ülkedeki standartların engelliler lehine değişmesi, kanayan sorunların kalıcı çözümü, toplumda genel bir farkındalık ve bilinç oluşturulması ve yaşamın tüm alanlarına aktif ve tam katılan bir engelli çoğunluk oluşması yolculuğuna devam ediyor.

A.Afyon: Sosyal girişimciliğinizin size getirdikleri neler oldu?
E.Tutal: Dalmak Özgürlüktür’den Alternatife Kamp’a ve oradan Alternatif Yaşam Derneği’ne uzanan bu zorlu ve uzun yolculuğun taçlandığı, doğrulandığı ve ödüllendirildiği onlarca an bir sosyal girişimci olarak yaşantımın en anlamlı ve önemli anları oldu.

Olimpiyat Meşalesi taşımak başlı başına bir onurdu. ASHOKA (Ashoka, dünyanın birçok ülkesinde lider sosyal girişimcileri destekleyen uluslararası kuruluş) tarafından sosyal girişimci seçilmek, Dünya Bankası, Eurowards, CocaCola, Vodafone vb uluslararası kurum ve özel sektör proje yarışmalarında ödüller almak, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlıktan özel teşekkür belgeleri almak, UNDP’nin “Gençlik İçin İyi Örnek” ödülünü almak, meslek odalarından, yerel temsilcilerden, medyadan ve değişik onlarca kurumdan ödüller, sertifikalar, onur belgeleri almak attığım ilk adımdan başlayarak 10 yıldır sürdürdüğüm sosyal sorumluluk ve sosyal girişimcilik öykümün en güzel sayfaları oldular.

A.Afyon: Aldığınız dünyada ya da ülkemizdeki sosyal sorumluluk ödülleri nelerdir?
E.Tutal: Dünya Genç Girişimcilik Yarışmasında “Sosyal Sorumluluk” dünya birincisi oldu. UNDP tarafından “Gençlik İçin İyi Örnek Ödülü” aldı. Ve daha bir dizi ödüllendirmenin ve akreditasyonun öznesi oldu.

A.Afyon: Engelli olmayan ama bir şeyler yapmak isteyen kişilerin başlama noktası neresi olmalıdır?
E.Tutal: Resmi istatistiklere göre ülkemizde her 7 kişiden biri engelli. Ailemizde, akrabalarımızda, komşularımızda, okul veya iş arkadaşlarımızda. Özetle yaşam karelerimizin herhangi bir yerinde hala kanayan bir yara var. Ateş düştüğü yeri yakar derler.

Aydın bilinç yanmayı beklemez. Dışarıdaki yangına da sırtını çevirmez. Çözüm üretir ve uygular...
Sokağa çıkar ve kapısının önünü temizler...
Ve gücü yettiğince diğer kapıların önünü.

A. Afyon: Kendinizi siz özel görüp ödüllendirebiliyor musunuz?
E.Tutal: Başarmak istediklerimi yapabildiğimi görmek ve sadece bizim açtığımız bir pencereden bir kapıdan geçerek hayatın aktif bir karesini yaşamaya başlayan engelli dostlarımızı görüyor, duyuyor olmak gerçek bir ödül. Tıpkı bu röportajın konusu olmayı hak etmek gibi.

Kafkas kartalı “Şeyh Şamil” ; “Savaşa giderken hiç düşünmedim, sonum ne olacak diye.” demiş. Toplumsal bir değişimin öncüsü, neferi ve gönüllüsü olanlar için kişisel beklentilere pek yer yoktur. Çünkü onların gerçek mutluluğu çıktıkları yolculukta birlikte yürüdükleri kişilerin sayısının artmasıdır.
Bu röportajın benzer yolculuklara ve yeni yolculara ışık tutması dileği ile... Sevgiler...

“Bu röportajla uzun ve farklı bir yolculuğa çıktım, yolculukların arkasından gelen yorulmuş hissi yerine kendimi dinlenmiş hissediyorum, çok teşekkür ederim.”


Ayşenur Afyon Mayıs 2008 - Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


AYDER Alternatif Yaşam Derneği

19 Mayıs Mah. Yıldız Sok.
STFA B7 Blok 17/1 34736 Kozyatağı, İstanbul - Türkiye

Tel: +90 216 384 54 55
Faks: +90 216 384 66 04
www.ayder.org.tr
www.alternativecamp.org
www.festivaldeyiz.org

Son Güncelleme ( Salı, 05 Ocak 2010 18:40 )
 

Bedensel Engelliler Spor Federasyon Başkanı Demirhan ŞEREFHAN Röportajı

e-Posta Yazdır PDF

 

 

Bedensel Engelliler Spor Federasyon Başkanı
Demirhan ŞEREFHAN
Röportajı
2008

Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu (TBESF) Başkanı
Dört Ticari Firmanın Ortağı
Ankara Genç İşadamları Derneği (ANGİAD) Eski Başkanı
Türkiye Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Eski Başkan Yardımcısı
Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı (TESYEV)
Kurucu Üyesi
Demirhan Şerefhan


 



Ayşenur Afyon: Öncelikle sizi tanımak ve tanıtmak istiyoruz. İzleyebildiğimiz kadarıyla bir birinden farklı alanlarda sorumluluklarınız var. Kısaca bize kendinizi anlatır mısınız? Hangi alanda eğitim aldınız, bugün aldığınız eğitimle uygun bir iş mi yapıyorsunuz? Engelliler toplumuyla, sporla ilginiz nasıl oluştu?
Demirhan Şerefhan: 1969 Ankara doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi T.E.D. Ankara Koleji'nde tamamladıktan sonra orta öğrenim döneminde basketbol, lise eğitimi döneminde de D.S.İ Sutopu takımında yüzme ve su topu sporlarıyla amatör olarak ilgilendim. Yüksek öğrenimimi Gazi Üniversite Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Bölümü İngilizce Öğretmenliği bölümünde tamamladım. İki kız çocuğu babasıyım.
2000 senesinden itibaren federasyon başkanlığı yapıyorum. 1997 senesinde Perihan Savaş hanımın yönetiminde yönetim kurulu üyeliği, daha sonra Yavuz Kocaömer döneminde as başkan olarak görev yaptım. Ankara’da yaşıyorum ama faaliyetlerimizden dolayı bütün Türkiye’yi geziyorum.

Ayşenur Afyon: Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu ne zaman kuruldu, amaç neydi, kuruluşundan bugüne ülkemizde neleri değiştirebildi?
Demirhan Şerefhan: 2000 senesinde federasyon başkanı olduğum zaman 3 spor branşımız vardı. Baktık ki engelliler özellikle tekerlekli sandalye basketbolunda yedekte oturtulanlar kadroya giremeyenler pek spor yapma şansı bulamıyorlardı. Bizde alternatifleri genişlettik. 2002 senesinden itibaren branş sayılarımızı arttırmaya başladık. Şuan 13 spor branşımız var. Bu branşlarımızın tamamında Türkiye şampiyonaları düzenleyip, milli takımlar seviyesinde uluslararası organizasyonlara katılıyoruz. Tabiî ki daha fazla engelliye spor yaptırmak bizim ana hedefimiz. Ülkemizde 8,5 milyon engelli var deniyor ama bizim branşımız olan bedensel engellilerde iki milyona yakın engelli insan var. Bunların hepsine spor yaptırma imkânımız çok zor ama spor aşkı içinde olan yapmak isteyen herkese bizim kapımız açık. Amacımız, daha fazla engelli vatandaşımıza doğru teknik ve teorik bilgileri kazandırıp, onların spor yoluyla toplumla kaynaşmalarını sağlamak ve rehabilitasyon süreçlerini hızlandırmaktır. Ayrıca rehabilitasyon sürecini tamamlamış engelli arkadaşlarımızı elit sporcu seviyesine çıkarabilmek için uğraş vermekteyiz.

Ayşenur Afyon: Federasyona geldiğinizden beri hedeflerinize ulaşabildiniz mi? En fazla sizi bu hedeflere ulaşırken zorlayan sebepler neler oldu?
Demirhan Şerefhan: İlk başladığımız da federasyon başkanı olmadan önce üç senelik bir yöneticilik kimliğim vardı engelliler sporunda. Bilgi birikimiyle Avrupa ve dünya engelli sporunun nerede olduğunu araştırarak işe başladım. Umutsuzluğa hiç düşmedik, çünkü engellilere imkân tanıdığınız zaman daha fazlasını istiyorlar ve daha fazlası için gayret edip başarıya ulaşıyorlar. Başarıları beni hayretlere düşürüyor ve acaba branş sayımız yirmi üç mü olacak, yirmi beş mi, bütçe ile ilgili sorunlar yaşandığımızdan biz bunun altından nasıl kalkacağız soruları beni düşündürüyor.

Ayşenur Afyon: Sizin dışınızda engellilere yönelik başka spor federasyonları var mı, varsa bunlarla ilişkileriniz nasıl?
Demirhan Şerefhan: İşitme, zihinsel ve görme engelliler spor federasyonları da var bizim federasyonla beraber. Hemen hemen her ülkede paralimpik komiteleri var. Bu komiteler aracılığı ile bir çatı altında engelli insanlar spor faaliyetine katılabiliyorlar. Atina 2004 Paralimpik Oyunları’na yaklaşık 145 ülkeden 4.000 civarında sporcu katıldı. Paralimpikler Olimpiyatlardan sonra dünyanın en ciddi organize edilen ikinci büyük spor organizasyonudur.

Ayşenur Afyon: Federasyon merkezi Ankara’da, peki il düzeyindeki çalışmaları nasıl yürütüyorsunuz, buralarda temsilcilikleriniz, bürolarınız var mı?
Demirhan Şerefhan: Spor kulüplerinin ve Gençlik Spor İl müdürlüklerinin desteğiyle yürütüyoruz.

Ayşenur Afyon: Var olan branşların tamamını yurtdışı spor organizasyonlarına, yarışmalara taşıyabiliyor musunuz?
Demirhan Şerefhan: Türkiye olarak ilk defa 1996 senesinde Barselona’da yapılan Paralimpik Oyunlarına 2 sporcu ile katılan ülkemiz, 2000 Sydney Paralimpik Oyunları’na 1 sporcu ile yüzme branşında katılmıştır. Atina 2004 Paralimpik Oyunları ülkemizin bugüne kadar en ciddi hazırlandığı Paralimpik Oyunlarıdır. Türkiye olarak Atina 2004 Paralimpik Oyunlarına Bedensel Engelliler kategorisinde 5 branşta 8 sporcu ile katıldık. Yüzme, masa tenisi, atletizm, atıcılık ve halter. Federasyonumuz çatısı altında ise 13 spor branşı bulunmaktadır. 13 spor branşımızın tamamında faaliyetlerimiz gerek yurt içi ve gerekse yurt dışı spor müsabakaları ile sürdürülmektedir. Birçok branşımızda engelli arkadaşlarım ülkemizi temsil ettikleri uluslararası şampiyonalardan çok iyi dereceler almaya başlamıştır. Gerek ferdi sporlarımız ve gerekse takım sporlarımızda büyük bir engelli nüfusuna sahip ülkemizde federasyonumuz aracılığıyla her yeni gün cesaretini kırmayan sporcularımız çok önemli başarılara imza atmaktadırlar.

Ayşenur Afyon: Firmalar, kuruluşlar Federasyonun çalışmalarına destek veriyor mu? Toplumun dezavantajlı grubu olan engelliler, spor söz konusu olduğunda da dezavantajlı mıdır?
Demirhan Şerefhan: Ana Sponsorumuz Türkiye Engelliler Spor Yardım Eğitim Vakfı (TESYEV), Yavuz beyin içten hassasiyeti bizim önümüzü açıyor. Onun haricinde özel teşebbüslerden ticari kuruluşlardan bir ilgi göremiyoruz. Herkes çok ulvi bir iş yaptığımızı, sporcuların performanslarını inanılmaz iyi bulduklarını söylüyor ama hiç kimse de elini taşın altına koymak istemiyor. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ise elinden gelenin fazlasını yapmak için gayret ediyor. GSGM’nin desteği her sene artarak devam ediyor.

Ayşenur Afyon: Engelli sporcuların ulaşım ve konaklama imkânları nasıl düzenlenmektedir, en fazla nerelerde zorlanıyorsunuz?
Demirhan Şerefhan: Her ilimizde Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’nün il müdürlükleri var. Bu müdürlüklerine müracaat eden herhangi engelli vatandaşımız lisansını çıkarıp engelli sporuna başlayabiliyor. Çoğu ilde kulüplerimiz var o kulüplerde kendileri müracaat eden engelli vatandaşlar uygun oldukları branşını da dâhil edip lisanslarını çıkarabiliyorlar. Bir katkımız da şu; 1. lig olsun 2. lig olsun bu liglere katılan tüm takımlarımızın yol paralarını biz veriyoruz. Bizim verdiğimiz maddi destekler kulübe yada kulüp yoluyla sporculara kalıyor.

Ayşenur Afyon: Hakem sayınızı yeterli buluyor musunuz?
Demirhan Şerefhan: Federasyonumuza bağlı 200 kadar ulusal hakem ve 6 uluslararası hakemimiz var. Bu sayı tekerlekli sandalye basketbolu için geçerli. Diğer branşlarda ise branş federasyonlarının hakem ve idari personelleri ile çalışıyoruz.

Ayşenur Afyon: Spor kelimesi ile beraber ilk aklımıza gelen futboldur, engelli futbolunu ülkemizde ve dünyadaki yerini bizimle paylaşır mısınız?
Demirhan Şerefhan: Ampute futbolu ülkemizde 4 yıl önce Karagücü bünyesinde oluşturulan takımla oynanmaya başlandı. Trabzon'da düzenlenen ilk Türkiye Şampiyonası'nın ardından geçtiğimiz Kasım ayında Antalya'da Dünya Ampute Futbol Şampiyonası düzenlendi. Ampute Milli Futbol Takımımızın dünya üçüncüsü olduğu şampiyona öncesinde 7 olan ülkemizdeki Ampute futbol kulübü sayısı şu an 12'ye ulaştı. TFF Engelliler Koordinasyon Kurulu’nun engelli futbolunu geliştirme stratejisi kapsamında takım sayısını artırmaya yönelik çalışmalar sonucunda 240 Ampute futbolcu bulunmaktadır. Ampute Futbol Türkiye Ligi 2008–2009 sezonunda inşallah başlatılacak.

Ayşenur Afyon: Paralimpiklere hangi engel gruplarında kaç branşta katılıyoruz; başarı oranımız en fazla hangi branşlarda oluyor?
Demirhan Şerefhan: Eylül 2008 Paralimpik Oyunlarına kadar bedensel engellilerde sporcu sayısı 20'yi bulacağını düşünüyorum. Kota uygulanmaya başladıktan sonra sayımız sınırlandı. Ancak kalabalık bir sporcu grubu ile paralimpik oyunlarında ülkemizi temsil edeceğiz

Ayşenur Afyon: Paralimpik oyunlarında hangi engel grupları hangi branşlarda yer alabiliyor?
Demirhan Şerefhan: Paralimpik yaz oyunlarında görme ve bedensel engelli kategorilerinde toplam 22 spor branşı bulunmaktadır.

Ayşenur Afyon: Paralimpiklere her engelli sporcuların katılma şartları nelerdir?
Demirhan Şerefhan: Paralimpik Oyunlarına katılabilme kriterleri Olimpiyatlara katılabilme esasları ile aynıdır. Mesela, Atina 2004 Paralimpik Oyunlarına Türkiye olarak 50 sporcu ile katılacağız diyemiyorsunuz, sporcularınızın Paralimpiklerden önceki 3 sene boyunca Uluslararası Paralimpik Komitesi ( IPC ) gözetiminde yapılan Avrupa ve Dünya şampiyonaları ile özel turnuvalardan puan toplamaları gerekiyor. Takım sporlarında ise belli elemelerden geçmeniz gerekiyor. Paralimpiklere katılabilmeniz için sadece Paralimpik barajları geçmeniz yeterli olmuyor, topladığınız uluslararası kabul gören puanların yeterli olması gerekiyor.

Ayşenur Afyon: Paralimpiklerde rekabet konuşulurken Türkiye geçiyor mu?
Demirhan Şerefhan: Paralimpiklerde en fazla rekabetin yaşandığı ülkeler arasında Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Brezilya, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Çin, Güney Kore, İran gelmektedir. Ancak katılan ülkelerin tamamı gün ve gün kendini geliştirmektedir. 2008 Paralimpik Oyunlarına katılacak sporcularımızın tamamından iyi neticeler beklemekteyiz. Ancak diğer ülkelerle mukayese edildiğimizde özellikle Avrupa ve Amerika kıtası ile aramızda yaklaşık 50 senelik bir fark vardır. Yani bahsi geçen kıtalardaki ülkeler engelli sporlarına 1945 senesinde II. Dünya Savaşı’ndan sonra başlamıştır. Ülkemizde ise ilk resmi spor federasyonu 1990 senesinde Özürlüler Spor Federasyonu adı altında Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından kurulmuştur. Türkiye birçok branşta diğer ülkelerle rekabet içine girmiştir. Bunlardan bazıları; atıcılık, okçuluk, powerlifting, tekerlekli sandalye basketbol, masa tenisi, bilek güreşi, ampute futbol.

Ayşenur Afyon: Paralimpik oyunları için Türkiye olarak neler yapılabilir, hedefler nelerdir?
Demirhan Şerefhan: Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi bu yıl 100. yılını kutlamaya hazırlanırken, onun muadili Türkiye Milli Paralimpik Komitesi, henüz bir kaç yıllık bir geçmişe sahip. Bedensel Engelliler Spor Federasyonu faaliyet alanını kısa sürede 13 branşa kadar genişletti. Görme Engelliler Federasyonu tarihinde ilk kez Paralimpik Oyunları’na sporcu götürme hakkı kazandı. Judoda 1 sıklette paralimpik vizesi alan Görme Engelliler Federasyonu, atletizmde de kota almak için çalışmalarını sürdürüyor. Sydney 2000’de sadece 1 sporcuyla Paralimpik Oyunları’na katılan Türkiye, Atina 2004’de bu sayıyı 8’e çıkarmış, hatta atıcılıkta Korhan Yamaç’la 1 altın, 1 bronz kazanarak tarihinde ilk kez madalyaya uzanmıştı. Sporcu sayısının Pekin’de 20, madalya sayısının da en az 2 olması hedefleniyor. Atıcılıkta 4 masa tenisinde 1 sporcu için vize alan Bedensel Engelliler Spor Federasyonu, okçuluk, atletizm, yüzme, halter, yelken ve tenis gibi branşlarda paralimpik barajını aşmak için yoğun çaba sarf ediyoruz.

Ayşenur Afyon: Engelli sporcular arasında ulusal ya da uluslararası düzeyde başarılı olanlar var mı? Ya da farklı bir şekilde sormak gerekirse yıldızlaşmış engelli sporcularımız kimler?
Demirhan Şerefhan: Korhan Yamaç, Ferit Gümüş, Gizem Girişmen, Neslihan Kavas, Süreyya Ayçe bunlardan bazıları.

Ayşenur Afyon: Kamuoyundan engelli sporu için beklentileriniz nelerdir?
Demirhan Şerefhan: Ferdi sporcularımızın uluslararası yarışmalara katılmalarını sağlayarak destek olabiliriz. Bu da yalnız Bedensel Engelliler Spor Federasyonu’nun değil, aynı zaman da T.C. Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nün ve özel sektörün el ele çalışmasıyla mümkün olabilecektir.

Ayşenur Afyon: Engelli spor branşlarında medyanın ilgisini yeterli buluyor musunuz? İlgiyi artırmada izlediğiniz taktikler nelerdir?
Demirhan Şerefhan: Bazen medyayı bazen kendimi suçluyorum, ikisinin arasında gidip geliyoruz. Çünkü medyayı bir şekilde çektiğiniz zaman aslında haber oluyor.
Yakın bir zamanda Bodrum’da uluslararası atıcılık kupası yaptık, 24 ülkeden 200’ün üzerinde sporcu katıldı. Organizasyonu tanıtım toplantısına yazılı ve görsel medyaya duyuru yapmamıza rağmen sadece TRT geldi.

Ayşenur Afyon: Yakın ailenizde engeli olan kişiler var mı?
Demirhan Şerefhan: Ailemde engelli yok, sadece topluma duyarlı bir insanım diye düşünüyorum. Bazı insanların matematik IQ‘ları yüksek olabilir, benimde sosyal IQ’um yüksek diye nitelendiriyorum. Bundan önce değişik sivil toplum örgütlerinde ülkenin farklı meseleleriyle uğraştım. Bu da toplumun kanayan bir yarası bence, bizler parmak basmazsak pek kimsenin de umurunda değil. Dolayısıyla bizde bu işe sevdalandık ve götürüyoruz.

Ayşenur Afyon: Türkiye Futbol Federasyonu’nun kaynakları çok fazla, öyle ki 22 kişilik bir kadrodan sorumlu Milli Takım Teknik Direktörüne 70 milyonluk bir ülkenin sorumluluğunu taşıyan Cumhurbaşkanı’ndan, Başbakan’dan çok daha fazla ücret verilebiliyor. Bu tür büyük kaynaklar elde eden federasyonların, engellilere destek olması yararlı olmaz mı?
Demirhan Şerefhan: Türkiye Futbol Federasyonu ile yakın bir işbirliği içindeyiz. Geçen sene 200 bin YTL’lik bir kaynak aktardılar. Bu sene işbirliğimiz devam ediyor.

Ayşenur Afyon: Sporcularınızdan federasyon olarak en fazla aldığınız şikâyetler nelerdir?
Demirhan Şerefhan: Malzeme eksikliği veya malzemelerinin yenilenmesi, malzeme tedariki aslında bizim asıl işimiz değil ama yardımcı oluyoruz.

Ayşenur Afyon: Sporcularınızdan ve/veya ailelerinden özellikle bekledikleriniz nelerdir?
Demirhan Şerefhan: Sporculardan beklentim daha fazla engelli arkadaşlarını spor yapmaya, ailelerden beklentim ise engelli çocuklarını spora teşvik etmeleri.

Ayşenur Afyon: Uluslararası şampiyonaları da dikkate alarak hangi branşlarda daha başarılıyız?
Demirhan Şerefhan: Basketbol, atıcılık, okçuluk, masa tenisi, bilek güreşi, ampute futbol, engelli halteri.

Ayşenur Afyon: Engelli sporcular ferdi sporlarda mı, takım sporlarında mı daha başarılı olabiliyor?

Demirhan Şerefhan: Her ikisinde de başarı mümkün ama çok çalışmak lazım.

Ayşenur Afyon: Tekerlekli sandalye basketbolu neden diğer sporlara göre daha fazla ön planda, diğer branşlara bu spora gösterilen ilgi ya da destek mi daha az?
Demirhan Şerefhan: Basketbol lokomotif branşımız, ancak diğer branşlar da desteğimizle ön plana çıkmaya başladı. Sporcular ferdi branşlara da ilgi duymaya başladı.

Ayşenur Afyon: Engelli sporcularınızı sivil toplum örgütleriyle çalışamaya teşvik edebiliyor musunuz?
Demirhan Şerefhan: Onu yapamıyoruz, çünkü spor yaptırmaktan başka işlere pek vakit bulamıyoruz.

Ayşenur Afyon: Ülkemizde bulunan engellilerle ilgili çalışan sivil toplum örgütlerinden beklentileriniz nelerdir?
Demirhan Şerefhan: Muhakkak çok güzel işler yapıyorlar ama TESYEV’i örnek almaları ve TESYEV ile işbirliği yapmaları koordineli bir destek için olumlu bir adım olabilir diye düşünüyorum.

Ayşenur Afyon: Bundan sonraki hedefleriniz nelerdir?
Demirhan Şerefhan: Ana hedefimiz daha çok engellimize spor yaptırabilmek. Okullarından mezun olduktan sonra başarılı olabilmelerini teşvik ederek sosyal hayatın içinde onları da görebilmek.

Ayşenur Afyon: Maddi sıkıntılarını tamamlamış spor kulüplerimiz engelli sporlarına yeterince destek verip, profesyonel bir spor dalı olarak yaklaşabiliyorlar mı?
Demirhan Şerefhan: Çok azı bunu becerebiliyor. Ülkemizde spor denince futbol akla geldiğinden, kulüp yöneticileri de futbol branşına ağırlık veriyor.

Ayşenur Afyon: Demirhan Şerefhan hangi sporları yapar, en fazla hangi sporları seyretmekten haz alır?
Demirhan Şerefhan: Ben lisanslı yüzme ve sutopu oynadım. Yüzmeyi ve boyum kısa ama basketbol oynamayı çok seviyorum. Futbol, basketbol ve tekerlekli sandalye basketbolunu seyretmeyi çok seviyorum.

Ayşenur Afyon: Ticari hayatınızın federasyonumuza olumlu yada olumsuz etkileri nelerdir?
Demirhan Şerefhan: Federasyon ticari hayatı bayağı bir engelliyor ama ticari hayattan aldığınız maddi hazzı almasanız da manevi hazzı çok fazla.

Ayşenur Afyon: Çocuklarınızın ileride engelli sporları ile ilgili çalışmalarını ister misiniz?
Demirhan Şerefhan: Çocuklarım engelli sporlarıyla büyüdü ve büyüyor. Engelli sporcularımızı engelli olarak görmüyorlar. Sporlarını seyrederken engellilerle ilişkileri nasıl olmalı hep anlatıyorum. Çoğu sağlam insandan engellilerle ilgili olarak daha iyi bir eğitim aldılar.

Ayşenur Afyon: Branşlara göre kulüp sayıları, coğrafi olarak kulüplerin dağılımı nasıl?

Demirhan Şerefhan: Kulüp sayımız her geçen gün artıyor, coğrafi olarak dağılım bence gayet iyi ama amaçlarımızdan biri de her il de en az bir engelli kulübünün olması.

Ayşenur Afyon: Spor yapan engellilerin cinsiyet yönünden dağılımı konusunda bilgi verebilir misiniz?
Demirhan Şerefhan: Bizde bazı takım sporlarında bay bayan birlikte oynayabiliyor. Bayan ve çocuk yaştaki sporcular bizim için çok önemli. Ferdi ve takım sporlarımızda çok fazla olmasa da bayanlarımızın ilgisi bir hayli fazla.

Ayşenur Afyon: Engelli sporunun bahis oyunlarında yeri var mı?
Demirhan Şerefhan: Henüz yok ama olabilir. Özellikle tekerlekli sandalye basketbolu.

Ayşenur Afyon: Engelli sporları için ülkemizde yeterince eğitmen yetişiyor mu?
Demirhan Şerefhan: Maalesef yeterince maddi imkân sağlanamadığından yetiştiriyoruz ama kalıcı olmalarını sağlayamıyoruz.

Ayşenur Afyon: Engelli birinin eğitmen olarak da görev alabilir mi?
Demirhan Şerefhan: Tabiî ki alabilir.

Ayşenur Afyon: Engelli sporcuların diğer sporculardan farklı olarak psikolojik destek almaları gerekiyor mu?
Demirhan Şerefhan: Psikolojik destek spor anlamında çok faydalı. Böyle bir uygulamamız zaten mevcut.

Ayşenur Afyon: Özel olarak ilgilendiğiniz, spora başlamasından itibaren takip ettiğiniz engelli sporcularımız var mı?
Demirhan Şerefhan: Milli takımlarımızdaki sporcuların hemen hemen hepsini takip ediyorum.

“Hayatında hem yaparak, hem yazarak sporun olmasını istiyordum, bugünden sonra sosyal boyutu da olan sporun olmasını isteyeceğimi bilmenizi isterim, teşekkür ederim.”

Ayşenur Afyon (www.1903tube.com)
Haziran 2008

Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Başkanlığı
Ulus İş hanı A Blok Kat:1 Ulus-Ankara
Tel: 0.312 309 73 97 – 310 39 60 (206 – 221 – 222)
Faks: 0.312 311 68 52
URL: http://www.besf.org.tr
E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Son Güncelleme ( Salı, 05 Ocak 2010 18:39 )
 

İstanbul Sosyal İşlerden Sorumlu Vali Yardımcımız Sn. Mehmet SEYMAN Röportajı

e-Posta Yazdır PDF

İstanbul Sosyal İşlerden Sorumlu Vali Yardımcımız Sn. Mehmet SEYMAN Röportajı  

 

  
 

 

İstanbul’da sosyal hizmetler denildiğinde akıllara Mehmet Seyman geliyor bize Mehmet Seyman’ı anlatabilir misiniz?

Sosyal hizmetler ve Mehmet Seyman adeta özdeşleşti. İstanbul’a vali yardımcısı olarak atıldığımda sayın vali tarafından bana verilen ilk görev sokakta yaşayan çalıştırılan çocuklar projesiydi sosyal hizmetlerdeki görevim ilk bu projeyle başladı. 6 yıla yakın süredir İstanbul’da görev yapıyorum.Benim görevlerim arasında bulunan kurumlar içerisinde en geniş zamanımı sosyal hizmetler alıyor ve en kapsamlı hizmetlerde sosyal hizmetler alanında. Sosyal hizmetleri sadece bana verilmiş sorumluluk olarak değil aynı zamanda insani duyarlılıklarımla taşıdığım için rutin memur, rutin mesai ilişkisi ötesinde bir sosyal hizmetler ve bundan sorumlu vali yardımcısı Mehmet Seyman gelişti. Mehmet Seyman isminin akıllara geliyor olmasını buna bağlıyorum. 

Sosyal hizmeti ve çocukları çok sevdiğinizi biliyoruz, sizi buna yönlendiren çocukluk yaşantınızdan örnekler var ise verebilir misiniz?

Aslında beni sosyal hizmetlere götüren çocukluğum yada sosyal hizmetlerle ilgili bir girişimim yoktu. İstanbul’a Çanakkale vali yardımcısı iken atandım. Benim için sosyal hizmetler İstanbul’da başlamış oldu.Sosyal hizmetlere gereksinim duyan çocuklar, yaşlılar, gençler, özürlüler kısacası sosyal hizmete gereksinimi olan insanlara hizmet götüren bu kurum bu hizmet biçimini bu ilişkiyi çok sevdim ve vali yardımcılığım dışında bir aşkla işimi yapıyorum.Gereksinmesi olan insanlarla farklı bir bağım vardı ya da oluştu diyebiliriz. Çocukları çok seviyorum ama günde 12 saati bulan mesai ilişkim içerisinde çok geniş zamanımı alıyor. Görevlerimin arasında İnsan Hakları Planlama, hazine gibi sorumluluklarımda var.Çocuklara özellikle daha fazla zaman ayırıyor olmamda çocukluğumdan bir takım izler var. Çocukluğum Tarsus’ta geçti, ilk Ve orta öğretimimi orada bitirdim. Zor bir çocukluk dönemi geçirdim, dar gelirli bir ailenin çocuğuyum, ailemin tüm üyeleri tarımla uğraşırdı. Pamuk toplamaya giderlerdiİlkokul yıllarında annem maydanozu, dereotunu demetler sabah bir sepete yerleştirirdi, bunları sebze halinde satardım. Bugün sokakta çalışan çocuklarla benzeyen bunun gibi çok örneklerim var. Ortaöğretimim bitince okul çıkışında mobilyacıda çalışırdım, sonraları kuaförde çalıştım. Hem meslek öğrendim, hem harçlığımı çıkarıp aileme yük olmamaya çalıştım. Dolayısıyla da bugün çocuklara hissettiğim duygular da çocukluğumun çok fazla etkeni var, annem saygı değer bir tarım işçisiydi, hiç bir sosyal güvencemizde yoktu, dolayısıyla bugün bu güvenceye ihtiyaç duyan insanların sorunlarını bildiğim gibi çok da iyi anlıyorum.Üniversiteyi bitirdiğimde babam bana yöneteceğin insanları sev ve adaletli ol demişti, bende ısrarla babamın nasihatini dinliyorum.

İstanbul denilince ilk akla gelenlerden biri sokak çocukları oluyor. Bize arkadaşlarımız sokak çocuklarını anlatabilir misiniz?

Bu soruna tanımlayarak başlamak istiyorum. Bu çocuklar sokak çocukları değil ve böyle tanımlamayı da sevmiyorlar.Ve savunmaları ise biz sokakta doğmadık, ailemiz vardı ya da hala var. Bugün sokaktaysak dövüldük, sövüldük ondan dolayı diyorlar. Biz gel bu çocuklara sokakta yaşayan çocuklar ya da sokakta çalışan çocuklar diyelim ve Türkiye’nin başta İstanbul olmak üzere en büyük sosyal sorunumuz olduğunu da unutmayalım.Büyükşehirler’de olmasının nedeni ise 1960’lı yıllarda başlayan kesintisiz göçün sürmesi ve son on yılda kendini iyice göstermesi oldu. Başta göçe ekonomik nedenler sebep olmuş sonralarında teröre kadar sebepler uzanmıştır.Kısacası göçün sonunu yaşıyoruz, bu göçle gelen aileler buralarda da doyamıyorlar ve kötü şartlar altında yaşıyorlar. Kırsal kesimde az çok yetinebilirlerken büyük şehirlerde umutlarını kaybettiler, hayatlarını sürdürebilmek için aileler çocuklarını çalıştırmaya başladılar. Bu çocukların aileleri çok çocuklu aileler ve acizler çocukları çalıştırmak zorundayız diyorlar.Önce sokakta çalışmaya başlayınca aile yapısı onlar için çekilmez oldu, başta aile içerisinde şiddet ve istismarlık dediğimiz dayak başladı ve bu seferde sokakta yaşamayı eve tercih ettiler. Sokakta yaşamanın zorluğunu ise sonradan farkettiler.Valilik olarak 2000 yılının eylül ayından itibaren sokakta yaşayan ve çalışan çocuklara yönelik projeyi yürütüyorum yaklaşık, on beş kadar kurum ve kuruluş hizmet ediyor.   

Biz gençlere sokak çocuklarına yaklaşım konusunda nasıl adımlar atmamız gerektiğini ve büyüklerimize bu konuda neler öğretmemiz konusunda yardımcı olabilir misiniz?

Ayşe sen artık sokak çocuğunu biliyorsun artık onlarında senin gibi dünyaya gelmiş çocuklar olduğunu biliyorsun, ancak onlar aileleri içerisinde şiddet görmüşler, aileleri parçalanmış çocuklarımız.Birinci önerim onları hor görmeyip sevmelisiniz, ikincisi ise çevrenizde fark ettiğiniz yavaş yavaş ailesinden ve okulundan uzaklaşan arkadaşınız var ise rehber öğretmenlerinize arkadaşınızın durumunu anlatmalısınız.Öğretmenleriniz ve arkadaşlarınızla birlikte arkadaşınızın sorununu çözmeye çalışın. Önce sevgi ve güven verin. Yanında “biz varız”ı hissettirmelisiniz.Sorunlarını içlerine atan arkadaşlarınızdan sizlerle konuşmayanları öğretmenlerinize, okulunuzda bulunan psikolojik danışmanlarınıza anlatın.Yaşadıklarını ya korkudan ya utandıklarından anlatamıyorlar, olanaklarınızı arkadaşlarınızla paylaşın, giyiminizi, ekmeğinizi, pastanızı, sakınızı. 

Bize sizin hayalinizdeki İstanbul’u anlatır mısınız?

“Sizin hayalinizdeki İstanbul’u anlatır mısınız?”.  Zor bir soru.İstanbul’un iki yüzü var, görünen ve görünmeyen ben istiyorum ki görünmeyen yönü görünen yönüne benzesin.Ulaşım sorununu çözmüş, sokaklarında şiirlerde, meşklerde söylendiği gibi bir İstanbul. Minik çocukların İstanbul’un soğuğunda çalıştırılmadığı, gencecik kızların istismar edilemediği, herkesin eşit pay aldığı bir İstanbul düşünüyorum. 

İstanbul hızlı koşuyor siz bu hızına yetişebiliyor musunuz?

İstanbul’un hızına sadece ben değil hiç kimse yetişemez, çok geri kalmamak için ayak uydurmaya çalışırız.Mümkün olduğunca geride kalmamaya çalışıyorum, yirmi dört saattir bizim süremiz, kesintisiz “mesai bitti, tatil” yoktur.Sivil Toplum Örgütlerinin, memurlarınızın sorunlarına cevap vereceksiniz, kurumsal yapı yeterli değil, kaynaklar kıt, buna karşılık beklentiler ve istekler fazla. Her ikisi arasında adil bir dağılım dengesini kurmak ise çok zor.Sorunu ile gelen herkesi mutlu ederek geri gönderme şansımız yok.Her şeyin devletten beklenmesi gibi toplumumuzun yanlış bir alışkanlığı var, Birbirilerimizin sorunlarına duyarlılık göstermek zorundayız.    

Sivil Toplum Örgütlerimizden beklentileriniz nelerdir?

Sivil Toplum Örgütleri toplumsal sorunlara çözüm arayışı içinde olmalı ve devletle iş birliği yapmalılardır. Bu hıza sivil toplum örgütleriyle ortak çalışarak ta yetişmeye çalışıyoruz.Çok sayıda sivil toplum örgütümüz var, Kızılay, Türkiye Sakatlar Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği, İstanbul Çocukları Vakfı, Çağdaş Eğitim Vakfı bunlardan başlıcaları. 

İstanbul’da kadın olmanın getirileri ve götürüleri gözlemlerinize göre nelerdir?

İstanbul’da kadın olmak tabiî ki zor, ancak bunun yanında sosyal seviyesi yüksek bir kent.Kadını İstanbul’da çalışma hayatı içerisinde diğer illerimize nazaran daha fazla görebiliyoruz. Yine birçok ilimize nazaran tutuculuk daha az, kendilerini geliştirebilme olanaklarına daha fazla sahipler.Hem eş olup hemde çalışmak, böylesine yoğun ulaşım zorluğu yaşanan bir kentte çok zorlanıyorlar.Kadınlarımıza göre erkekler kolaylıklardan kadınlarımıza nazaran daha fazla pay alıyorlar. 

Fazlaca kültürün İstanbul’a olumlu ya da olumsuz yüklediği sorumluluklar nelerdir?

2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olacak İstanbul M.Ö. 1850’lerde kurulduğunu düşündüğümüzde inanılmaz bir tarihsel birikime sahip, pek çok medeniyetlere sahip bir kent. Turist hareketliliği de bununla beraber getirdiği refahtan pay alınıyor. İstanbul halkı sıkıntılar içerisinde yaşıyorlar ancak tarihsel zenginlikleri görebilme şansları var. Geçen yıl bu kenti beş milyon turist ziyaret etmiş, Türkiye’nin en iyi sinemacıları burada yaşıyor, bununla beraber sinema platformu İstanbul’da. Yirmi üç üniversiteye sahip bir kent İstanbul. 

İstanbul halkını yeterli kadar duyarlı buluyor musunuz? Sizi şaşırtan örnekler var ise verebilir misiniz?


İnsanları kesinlikle duyarlı bulmuyorum. İstanbul’u tüketen insanlarımız çok fazla sayısız örnekler verebilirim.Çocuklarımız sokakta yaşamak zorunda bırakıldıklarında kimse yokumuydu, neredeydiler, neden insanlar dönüp bakmadılar? Denizimiz inanılmaz bir şekilde kirletildi, kim kirletti? Atıklarımızı denize döktük, kaçak inşaatlar yaptık, belediyelerimiz bu insanlara göz yumdu. Ve nice nice örnekler, dolayısıyla daha duyarlı olmalıyız sadece eleştirmemeliyiz. Çocukları hayatın şiddetinden korumalıyız. Çocuklar nerden öğreniyor kirletmeyi, şiddeti? Bunları biz öğretiyoruz. Gazeteciler, şiddet görüntülere yer veriyorlar. Televizyoncular şiddet içeren programlar yapıyorlar. Kötü örnekleri de fazla yüceltiyorlar. Var olmanın nedenini, ayakta kalabilmenin yolunu kaba kuvvet, para olarak algılıyoruz. Güç, bilgi, kültür, sevgi ve saygı olmalıdır.

Biz İstanbul gençlerine İstanbul’u aşabilmek adına neler tavsiye edersiniz?


Bol bol okumak zorundasınız, başarılı olmak çabasını göz ardı etmemelisiniz. Ailemizden başlayarak çevremize daha duyarlı ve sorumlu olmalısınız. Bencilliklerden, ihtiraslarımızdan kaçınıp bilginin peşinde koşmalıyız. Hayatı ve insanları severek, tarihi ve kültürümüzü bilerek, kendinizi ve toplum için hedefleriniz olmalı. İstanbul’da yaşıyorsanız bunlara daima eklemek zorundasınız, aksi takdirde eksik kalan bir şeyler olacaktır.

Sn. Seyman son olarak eklemek istediklerinizi öğrenebilir miyiz?

Böylesine genç insanlarımızın bana ulaşıp bu güzel soruları sorması inan  sürekli sorun içerisinde olan bizlere umut oluyor, bir şeyleri anlatmaya çalıştım, sana ve senin gibi genç arkadaşlarıma ulaşabilmek benim için çok güzel oldu.Bu kentte bir gün dahi yaşamak Ayşe, sayfalar dolusu sözcükleri üretmemizi sağlayacaktır. 

Teşekkürler Sn.Seyman hangi ilimizden görev alırsanız alın biz çocukları, biz gençleri görmemezlikten gelenler arasında olmamanızı diliyorum.  

Ayşenur Afyon 2006 Aralık

Sizlerde İstanbul Valiliğine ulaşmak için sizlerde aşağıdaki iletişim bilgilerini kullanabilirsiniz. Ankara Caddesi 34410 Cağaloğlu Eminönü - İSTANBULTelefon : +90 212 514 17 50-51-52 Faks : +90 212 512 20 86 e-posta : Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir / Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Son Güncelleme ( Salı, 20 Ocak 2009 00:51 )